Ask Hikayesi

Daha henüz 18 yasindaydi, ama hayatinin sonundaydi. Tedavisi mümkün olmayan ölümcül bir kansere yakalanmisti. Kahir içinde eve kapamisti kendini.. Sokaga çikmiyordu. Annesi.. Bir de kendisi.. O kadardi bütün hayati.. Bir gün fena halde sikildi, dayanamadi, atti kendini sokaga..

Bir yigin vitrinin önünden geçti.. Tam bir CD satan dükkani da geride birakmisti ki, bir an durdu. Geri döndü, kapidan içeri, gözüne hayal meyal takilan genç kiza bir daha bakti. Kendi yaslarinda harika bir genç kizdi tezgahtar..

Hani ilk bakista ask derler ya, öyle takilip kalmisti iste.. Içeri girdi.. Kiz gülümseyerek kostu ona.. “Size nasil yardim edebilirim” diye.. Nasil bir gülümsemeydi o.. Hemen oracikta sarilip öpmek istedi kizi… Kekeledi, geveledi, sonra “Evet” diyebildi.. Rastgele bir plagi isaret ederek.. “Evet.. Su CDyi bana sarar misiniz?..” Kiz CDyi aldi, içeri gitti. Az sonra paket edilmis geri geldi. Aldi paketi, çikti dükkandan, evine döndü, açmadan dolabina atti…

Ertesi sabah gene . gitti ayni dükkana.. Gene bir CD gösterdi kiza, sardirdi, aldi eve getirdi, atti paketi dolaba, gene açmadan.. Günler hep alinip sardirilan CDlerle geçti..

Kiza açilmaya bir türlü cesaret edemiyordu. Annesine açildi sonunda.. Annesi “Git konus oglum, ne var bunda” dedi.. Ertesi sabah bütün cesaretini topladi. Erkenden dükkana gitti. Bir CD seçti. Kiz gülerek aldi plagi. Arkaya gitti, paketlemeye. Kiz içerdeyken bir kagida “Sizinle arkadas olabilir miyiz” diye yazdi, altina telefon numarasini ekledi, notu kasanin yanina koydu gizlice.. Sonra paketini alip kaçti gene dükkandan..

Iki gün sonra evin telefonu çaldi.. Anne açti telefonu.. CD dükkanindaki tezgahtar kizdi arayan.. Delikanliyi istedi.. Notunu yeni bulmustu da.. Anne agliyordu.. “Duymadiniz mi?” dedi.. “Dün kaybettik oglumu..”

Cenazeden birkaç gün sonra, anne oglunun odasina girebildi sonunda… Ortaliga çeki düzen vermeliydi. Dolabi açti… Oraya atilmis bir yigin açilmamis paket gördü… Paketleri aldi, oglunun yatagina oturdu ve bir tanesini açti.. Içinde bir CD vardi, bir de minik not.. “Merhaba… Sizi öyle tatli buldum ki.. Daha yakindan tanimak istiyorum.. Bir aksam birlikte çikalim mi?.. Sevgiler.. Jacelyn!.” Anne bir paketi daha açti.. Onda da bir CD ve bir not vardi.. “Siz gerçekten çok tatli birisiniz, hadi beni bu gece davet edin, artik.. Sevgiler.. Jacelyn!..” .

Etiketler:,

Onu Çok Seviyordu !…

Kabus dolu bir gecenin sabahinda baslamisti her sey… Ortalik sakin olmasina sakindi ama beynindeki sorular ne olacakti? Kim verecekti kurdugu
onca hayali bir seferde siliveren o korkunç kabuslarin hesabini?
Bütün
yasadiklarinin suçlusu kimdi? Acaba kendisi miydi yoksa bir baskasi mi?

Akli o kadar karisikti ki . ne yapacagini bilmiyor, bir mahkum edasiyla odanin duvarlari arasinda volta atip duruyordu. Belki de mahkumun ta kendisiydi aslinda ama kendini yargilamaya cesareti var miydi ki?

Peki kim yargilardi böylesine karmasik bir kisiligi? Acaba suçlu muydu yoksa masum mu?

Ortada bir suç var miydi gerçekten? Kendisini taniyamiyordu artik… Kimdi, kimin nesiydi? Sorular, sorular, sorular… Cevaplanmayi bekleyen onlarca soru karmasik hislerle dolu karanlik düsünceler deryasi içinde yüzerken nasil rahat edebilirdi? Aklina sorudan baska bir sey de gelmiyordu zaten…

Cevapsiz sorulardan baska hiçbir sey…

Ne zaman bunalsa içini kagitlara dökerdi, bu sefer de öyle . yapacakti…

Oturdu sandalyesine ve yazmaya basladi. Kelimeler birbirini kovaliyor, içindekileri bir çirpida kagida döküyordu… Iste bu dört dörtlük damladi kagida dolma kaleminin ucundan:

Korkunç bir gecenin sakin sabahindayim

Yalnizim odamda, sensiz deryalardayim

Issiz bir ada görüyorum çok uzaklarda

Gitmek istiyorum lakin rüyalardayim…

Gözlerini görüyorum odamin duvarinda

Daliyorum yine korkunç bir kâbusa

Seni benden ayiran o garip çigliga

Lanet ediyorum lakin rüyalardayim…

Uyaniyorum bir ara kan ter içinde;

Sanki odam daraliyor, ufaliyor gitgide…

Biliyorum sevmek kolay, yasamaksa iskence;

Dokundugunu hissediyorum lakin rüyalardayim…

Rüyalardayim ben, rüyalardayim;

Sensiz geçen günlerde derin duygulardayim

Agliyorum, yalvariyorum ölmek için;

Sana kosmak istiyorum lakin rüyalardayim…

Ayrilmislardi. Yasanmis onca güzel hatiranin ardindan hiçbir sey olmamisçasina bir çirpida ayrilmak ne demekti?

Kolay miydi yedikleri kagit helvalari, gittikleri yerleri, tuttuklari baliklari unutabilmek? Kolay miydi yaslar süzülürken yanaklarindan gülmeye çalismak? Düsünmek istemiyordu artik…

Artik her seyi unutmak istiyordu ama olmuyordu iste, yapamiyordu ki!.. Sanki içinde daima canli kalacak sicak bir duygu vardi. Bu duygu ask olamazdi. Olsa olsa sevgiydi bu; dünyanin en üstün duygusuydu…

Öylesine agir basiyordu ki bu duygu, öylesine yakiyordu ki içini, ne yapacagini bilemiyor, deliler gibi düsünüyor, düsünüyor, düsünüyordu…

Ortada hiçbir neden yokken nasil ayrilmislardi? Aptalca bir inat ugruna bunca zamandir paylasilan o güzel duygulari nasil da feda etmislerdi…

Telefona sarildi. Aklinda kalan tek numarayi, onun numarasini tuslarken telefona, neler konusacagini planliyordu. Telefondaki “Alo!” sesini duyunca tüm cesaretini yitirecegini nereden bilebilirdi? Her sey iyiye gidecegine daha da kötüye gidiyordu. Cesaretini toplayacagi . yerde bir tavuk gibi korkakça davraniyor ve bundan utanç duyuyordu. Telefonu kapatti. Hayir, bütün suç kendisinin degildi. Uykusuz kaldigi üç gün boyunca verebildigi tek karar buydu.

Suçu beraberce islemislerdi, beraberliklerinin bitmesine izin vermeyeceklerini söyleyerek yemin eden iki kisinin böylesine gereksiz bir inatla birbirinden kaçmalarinin suçlusu elbette ki yalniz kendisi olamazdi. O da kaçmasaydi. Hayallerini kurduklari o güzel dünyaya vurmasaydi tekmeyi. Olmuyordu iste!

Inadini sürdürmeyi birakmasi gerekiyordu. Belki de askin gurur dinlemeyecegini unutmustu. Bunu ona birisinin hatirlatmasi mi
gerekiyordu sanki? Ama onlarinki asktan üstün bir seydi, sevgiydi…

Telefon çaliyordu. Acaba kimdi? Kim arardi böylesine karmasik duygularla bogusup duran, acizligini kendisine kabul ettirmeye çalisirken sürekli inadinin kurbani olup, her seferinde yenilgiyi kabullenmek zorunda kalan, duygularini bir kenara itip sirf mantigiyla karar verebilmeyi hedef edinen aptal bir insani? Kim arardi?..

Telefonu yerinden kaldirmaya cesaret edebilmesi de bir olgunluk sayilabilirdi ama bunu becerebilmek için bes dakikasini verdi. Demek ki kendisinden daha inatçi olan insanlar da yasiyordu yeryüzünde…

Hafif bir ses tonuyla “Alo!” dedi. Bu kez telefon kendisinin yüzüne kapanmisti. Acaba o muydu? Evet, evet… Kesinlikle oydu…

Biraz yumusamisti nasir baglamis, tas kesilmis, inadinin kurbani olmaya alismis o zavalli yüregi… Biraz yumusamisti… . Hatalarini görebiliyordu artik… Ona nasil da insafsizca hakaretlerde bulundugunu hatirlayabilmisti sonunda. Gururunu ayaklar altina almayi da basarabilirse her sey en az eskisi kadar güzel olabilirdi. Peki onu nasil razi edecekti, gönlünü nasil alacakti o melek kalpli insanin? Yapabilirdi, bu kez konusabilirdi.

Bir ok gibi firladi ve telefonu son bir kez aldi eline. Her sey kendiliginden
oluverdi. Ne konustuklarini bile hatirlamiyorlardi ama her sey düzelmisti. Bir telefon konusmasiyla mi olacakti yani bütün bu kara düsüncelerin aydinliga kavusmasi? Çok kolay olmustu… Demek ki sevgi engel tanimiyordu. Belki de suçlu oldugunu bildigi için utaniyordu kendisinden… Neyse…

Artik hiçbir . sey önemli degildi onun için, sevdiginden baska…

Yasadiklarindan ögrendiklerini düsündü bir an. Gereksiz bir inat ugruna en sevdigi insani nasil kaybetmek üzere oldugunu, gururunu yenmenin zorlugunu ve bunu yapabilmenin getirdigi mutlulugunu düsününce yasadiklarinin
kendisine çok seyler kazandirdigini kolayca gördü. Her seyden önemlisi de sevginin üstünlügüydü onun için… .

Sevgi öylesine güzel ve anlamli bir histi ki onun karsisinda durabilecek bir engel göremiyordu artik. Sevginin üstünlügüne inanmisti sonunda. Sevgi, asktan da diger bütün duygulardan da üstündü. Sevdigi insana bir kez daha baglanmisti. Affetme büyüklügünü göstermesi, kendisini ne kadar çok sevdigini ortaya koymustu.

Telefonu kapatti; sokaklari yeni yeni islatmaya baslayan bir bahar yagmuru altinda islanarak sevdigi insana kostu. Onu çok seviyordu…

Yoklugun Buz Gibi Soguk

Uzaklardan bir ses olmani isterdim, bir selam, bir nefes… “Üsüme” diye seslenmeni isterdim… Bir el olmani isterdim, bir kol… “Özledim” deyip sarilmani… En karanlik yerinde düslerimin çikip gelmeni isterdim. Kinali bir bahar gibi, umut isigi olmani isterdim hayatima… Gelseydin ve yaslasaydim basimi omuzuna, aglasaydim doya doya … Geçerdi üsümesi yüregimin, geçerdi üsümesi içimin, kirpiklerimde yagmurlar dumanlanmazdi biliyorum…

Seninle sulari yesil bir irmagin kiyisinda bulusmak, saçlarinin kokusundan öpmek, içime çekmek ve serin solugundan içmek, sana sarilmak, kucaklamak, uçmak isterdim…

Ama nafile, aramizdaki bütün yollar kapali… Bütün dallar kesik… Yoklugun buz gibi soguk… Üsüyorum… Yüregim de donmus sanki. . Gözlerimde…

Atesler içinde bedenim… Öyle bir üsüme ki, hiç bir sey isitmiyor artik. Bütün uzuvlarim uyusmus. Ezip geçiyor ruhumu acilar…

Yoksun iste, kalbimin kuyusu en hazin sesle inliyor simdi. Kirpikleri kirilan bir zamanin teninde, agrili siirler topluyorum gecelere simdi…
Bilirim, sevmek ve özlemek bir atese . dokunmaktir; yakmaktir yüregini yanginlarda. Ama ben üsüyorum. Yoklugun buz gibi soguk. Yakacak bir seyimde yok…

Agliyorum, buza dönüsüyor gözyaslarim… Agliyorum, akip gidiyor gözyaslarim çaglayanlara… Bakakaliyorum ardindan çaresiz…

Ah! bir el olsan dokunsan alnima, oksasan saçlarimi bir anne sefkatiyle.. Geçerdi agrisi basimin, geçerdi biliyorum… Bir gül olsaydin bahçemde, koklasaydim nefes nefes, çekseydim içime derin derin… Bir göz olup baksaydin gözlerime, çekip alsaydin içindeki hüznü… Ah! bir bilsen nasil sevinirdi yüregim, nasil sevinirdi dudagimdaki gelincik, kapimdaki akasya…

Susuyorum artik derin derin… Ve sessizce soluyorum bir hazan yapragi gibi… Oysa ne kadar çok hasretim konusmaya, anlatmaya anlasilmaya… Oysa ne çok istiyorum, tüm bedenimden söküp almani yalnizligimi, hicranimi bir tilsimla…

Yüregim kanrevan, dikenler acimasiz, ayaklarim kirik kosamiyorum artik doruklara, menzil uzak…

Gel. Yüregim ol seher gülüm, her ölümümde bana yeniden hayat ver. Elim ol, ayagim ol, canim ol… Gecem - gündüzüm ol… Aglayan gözlerim ol her damlada yeniden dogur beni, yeniden dogur umudumu. Her öldügümde yeniden yarat ki, seni ne kadar özledigimi anlatayim yeryüzündeki bütün canli cansiz varliklara, ne kadar çok sevdigimi …

Önce sen gel sevgilim solmadan resimler, siirler sislenmeden… Islenmeden geceler … Sonra ölüm gelsin…

Yoksun iste, kalbimin kuyusu en hazin sesle inliyor simdi.

Askin Dili

Hep “askin dili olsa da konussa” deriz. Iste birgün ask konusmaya baslamis ve demis ki :

- “Ey insanlik hep pesimden kostunuz, bana ulasmaya çalistiniz. Aslinda bana ulastiniz ama hiç farketmediniz. Benim için agladiniz zaman bile size hep yalan belki de saka gibi geldim. Bana hep yakistirmalar yaptiniz. Size . bir hikaye anlatayim.

Birgün küçük bir kedi kuyrugunu yakalamak için hep kendi etrafinda dönüp duruyormus ve büyük kedi dayanamayip ne yapmaya çalisiyorsun diye sormus. Yavru kedi de bana ancak kuyrugumu yakaladigim zaman mutluluga ulasacagimi söylediler. Ben de onun için ugrasiyorum diye cevap vermis.

Büyük kedi gülmüs ve . “ben de küçükken senin gibiydim. Hep kendi etrafimda döner, kuyrugumu yakalamaya çalisirdim ama birgün durdum ve düsündüm ve yürümeye karar verdim iste o zaman anladim ki zaten o benim pesimden geliyordu.”

Iste simdi anladiniz mi? Ask bir kedinin kuyrugudur ki ona ulasmak için pesinden kosmaniz gerekmez, o zaten her hareketinizde arkanizdan gelir.

Sen Uzaklardayken

Karanlik bir odadayim. Yüregime senin nefesini çekiyorum. Aynalar yüzüme gülüyor alayli alayli. Aynalarda sensizligimi ve bakamadigim yüzünü görüyorum. Ne kadar uzaksin bana? Basimi çevirdigimde göremiyorum gözlerini, oysa kalbimde hissediyorum kalbinin kipirtilarini. Bir yaz yagmuruydu seni alip götüren. Söz vermistin oysa bir sonbahar aksami dönecegim diye… kalbime sonbahar geldi… sen yine gelmedin.

Sigindim; biçare sensizligime, senin yerini tutmasa bile… Yinede bir umut besliyorum ölümle yogrulmus ve sen gittin gideli dallarini köküne salmis ay isigi ile beslenen yüregimde. Artik ne günesin dogmasina izin veriyor nede yagmurun yagmasina yüregim. Sen gittin diye… Çocuksu duygularimla besliyorum gitmesin, terk etmesin diye beni yüregim. Masal kahramanlarimda terk etti beni, suçlu benmisim gibi. Bembeyaz asklarda kaldi doyasiya kullanamadigim gülümsemelerim.

Sen gittin gideli yildizlara takilir gönlüm, inadima resmini çizer, ölüm kokan yildizlar; ben bayilirim. Çok uzakta bir sen görürüm hayalimde, kosarim kavusmak, koklamak, sarilmak için sana; her adim uçurum olur… ölürüm. Her adim sen olur. Uyanirim; gözlerimden bir damla sen düser, aglamakli olurum. Gecenin karanligi korkutur, göz yaslarim bogar beni. Bulut bulut sen gelirsin “kurtuldum” derim… alir beni sensizlige atarsin. Ben aglarim. “Biraz eskitilmiste olsa senin bu sevda” gel gel de al diye çiglik atarim yildizlar sagir olurcasina.

Sana dokunmak istedigimde uzaktaydin, uyudugumda gecede, beklerken kayiptin. Yalan kadar dogru, gerçek kadar aci, dokunacak kadar yakin, göremedigim kadar uzaktin.

Sen uzaktin…

Sen uzaklardayken
Ben yildizlari seyrettim
Tutam tutam isiklarini çekip içime.

Sen uzaklardayken
Ben gidisini cizdim,
Yildizlardan aldigim beyazlarla.
Karanligi tuval yapip ayriligi yok ettim.

Sen uzaklardayken
Ben yildizlari boyadim, ölümle.
Ayriligi soktum aralarina, anlasinlar ask acisini diye.
Ay’i öldürdüm, sensizligimi hatirlatmasin diye.

Sen uzaklardayken
Ben siirlerini okudum çatlamis fisiltilarla.
Bin kez dokundum yazamadiklarina
Anlamaya çalistim anlatamadiklarini.

Sen uzaklardayken
Ben senli hayaller kurdum,
Kimsesiz çocuklardan çaldigim hayal tozlari ile.
Yüzüne bakamadim aglatirsin diye.

Sen uzaklardayken
Ben kaderimi parçaladim.
Yazgimizin degismesini istedim.
Yasanmis tüm günahlari üstlenip atesinle kavruldum.

Sen uzaklardayken
Ben göz yaslarima sevgimi gömdüm.
Dudaklarimdan çikan her sözcükte hayat bulsun,
Yüregime serpilsin diye.

Sen uzaklardayken
Ben mum isigina resmini çizdim.
Mum gibi bu ayrilik erisin diye.

Sen uzaklardayken
Ben, beni birakip gittigin yoldan hiç ayrilmadim.
Her giden otobüsün arkasindan el sallayip,
Her gelen otobüste inmeni bekledim…

Sen uzaklardayken
Ben…
Hep dönmeni bekledim…

Sevgi …

Yalniz bir adam, bir gün bir koza bulur. Kozanin içinde küçük bir
tirtil vardir. Adam çok sever bu tirtili, onunla tüm yalnizligini, tüm sevgisini
paylasir. Gel zaman git zaman tirtil büyür, güzel bir kelebek olur.

Adam,kelebegine hayran… Birakamaz bir türlü…

Aslinda kelebegin aklinda daglar, kirlar, çiçekler vardir da; kiyamaz bir türlü adama ve
sevgisine, yalniz birakamaz O u….

Üç günlük ömrünü sevildigi ve sevdigi yerde geçirmeyi arzulamaktadir yüregi…

Ama adam da bilir ki; “Sevmek bazen vazgeçmeyi de bilmektir….”

Kelebegine son kez bakar ve onu saliverir özgürlügüne, . kirlarina, çiçeklerine dogru…

Kelebek mutlu olmasina mutlu olur ama hiç bir meltem, hiç bir çiçek
yapragi adamin avucunun sicakligi andirmaz…

Aklinda adam, o çiçek senin bu
çiçek
benim dolasir saatlerce….

Adam kelebege sevdali, bakip durur bosluga…

Kelebek ise hala konacak sicak bir avuç aramakta…

Kelebek sunu anlamistir;

BAZEN AIT OLDUGUMUZ YER, SICAK BIR AVUÇTUR BILIRIZ AMA O YERIN BIZE AIT OLMA IHTIMALI BIR HIÇTIR…

Adam da sunu idrak etmistir;
HIÇ BIR SEVDAYI YALNIZCA SEVGIYLE YASATAMAZSINIZ…

O günden sonra kelebek, adama duydugu özlemi gömecek bir dag aramaya
baslar,
ama gücü tükenene dek arayis da bulamayinca anlar ki;
HIÇ BIR DAG, BIR
ÖZLEMI GÖMEBILECEGI KADAR BÜYÜK DEGILDIR…

Adam ise sevdasini koyar simsicak avuçlarina, kelebegin yerine……

Herkes bir seyler yasar. Iyi ya da kötü, dogru ya da yanlis…
Yasadiklarindan ders çikararak hayatina bir yol verir. Ayni zamanda düsüncelerine de… Birak SEVGI seni bulsun…

Etiketler:

Kederli Kiz Ariane

Ariane, kiyilarinda dalgalarin kudurdugu, Naksos adasinda yasiyordu… Asktan nasibini alamamis kederli kiz Ariane, sevgilisi Theseus tarafindan terkedilmisti.

Bu aciyla aglayip sizliyor, Theseusa beddualar ediyordu. Bazen kiyida kumlar üzerine uzaniyor, kumlari gözyaslari ile islatiyordu. Bazen de denize hakim yüksek bir kayaya çikiyor ve Theseusu götüren mavi geminin uzaklarda kaybolusunu tahayyül ederek, ayrilik gününü içi yanarak aniyor ve bagiriyordu:

-”Theseus! Duygusuz, tas gibi bir yüregin var! Seni hangi disi aslan dünyaya getirdi? Senin yaninda ne kadar mesuttum. Her seye boyun egen bir köle gibi sana hizmet etmedim mi? Senin yorgun ayaklarini yikayan ben degil miydim? Yataginin üzerine erguvan renkli örtüyü kim yayiyordu? Beni bu issiz adada birakip gidecegine, babamin evine götürseydin. Bundan sonra ben ne yapabilirim? Benim kederimi kim dagitacak, bana kim ümit ve teselli getirecek? Kiyilarinda azgin dalgalarin gürültüler çikararak parçalandigi bu adada ben nasil yasayabilirim? Derin ve korkunç deniz beni babamdan ve tanidiklarimdan ayiriyor. Hayatimin ilk baharinda, bu kayalik, issiz adada terkedilmis bir halde ölecek miyim?”

Bir gün, gönlünde sayisiz kederlerin dolup tastigi güzel saçli bakire, bitkin bir halde kiyiya uzanmis ve kendinden geçmisti. Iste tam bu sirada rüzgarda uçusan sari saçlari ile esrarengiz bir delikanli, Naksos adasina çikti.

Karaya ayagini basar basmaz, bu issiz adanin güzel kizi genç Arianei uykunun kollari arasinda gördü.

Esrarengiz delikanli, sonsuzlugun ve yalnizligin krali idi. Uzayin uzanip giden bos sesizligine hükmediyordu. Bütün bunlara ragmen yasamdan mesut olmasini biliyordu. Genç kralin gönüllerden kederi kovan, muztariplere nese ve teselli getiren bir tabiati vardi.

Güzel Arianee baktiginda kalbi heyecanla çarpti, iri gözleri ile onun uyuyusunu, bu güzel manzarayi doya doya seyretti…

Zavalli Ariane bir kayanin oyuguna uzanmisti. Uzun saçli basini sol kolunun üstüne koymus, sag kolu da ilahi çehresinin parlak ve tatli güzelligini çerçeveliyordu.

Uyandiginda genç kral ona yaklasti: -”Güzel peri kizi”, dedi. “Sen sanli bir kralin sevgilisi olmayi hak etmeden evvel Theseusun ümitsiz asigi idin. Ilkbaharin nesesiyle canlanmadan önce kis sogugu ile uzun zaman uyumustun.”

Böyle söylerken Kral, elindeki taci, hosuna giden bu güzel kizin dalgalanan saçlari üzerine koydu. Fakat bu parlak taç, Arianein alnina dokunur dokunmaz; uzadi, göklere kadar yükseldi. Üzerinde . bulunan kiymetli taslarin, cevherlerin her biri, gökyüzünde birer yildiz oldu. Kralin Kraliçesini bulmasinin ve birlesmelerinin hatirasini ebedi olarak saklamak için bu yildizlar taci, gökyüzünde çakili kaldi. Artik Genç Kralin sonsuzlugu ve uzayin karanligi yildizlarla cümbüslenmisti.

Arianein iffeti, yalnizligi ve kalbinin hüznü ona günün birinde sonsuz mutlulugu getirmisti. Bunun . için binlerce yildir yildizlar onlara bakmasini bilen mutlu insanlara göz kirparlar……

“EN OLMAYACAK YERDE,
EN OLMAYACAK ZAMANDA
EN OLMAYACAK OLAY,
HER ZAMAN VE HER YERDE OLABILIR.”

Etiketler:,

Rüya Tadinda
Ege de bir efsane vardir; ” Hilal in gözüktügü ilk gece, yildizlarin altinda denize dileginizi iletirseniz, deniz size mutlaka geri döner ve dileginizi yerine getirir… ”

Gülay, iskelenin ucuna dogru yürümeye basladi. Günes, batmaya hazirlaniyordu ve deniz oldukça dalgaliydi. Dalgalar zaman zaman iskeleyi asip, ayak bileklerini islatiyordu. Yavas ve donuk gözlerle, iskelenin ucuna kadar yürüdü ve durdu. Yavas hareketlerle oturarak ayaklarini denize birakti. Bacaklari islaniyor, arada bir gelen dalgalarla da baldirlarina kadar islaniyordu. Gözlerini kisarak ufuga bakti. Turuncu ve kirmizinin karisimindan olusan karisim, hafif hafif karanlik maviye karisiyor ve bulutlarin arasindan karsidaki adalar gözüküyordu. Gökyüzünde bulutlar simetrik bir . sekilde duruyorlar ve çok hafif bir sekilde ilerliyorlardi

Gülay bir Istanbul çocuguydu. Genç yasta asik olmus, okudugu üniversiteyi sevdigi adamla evlenmek için birakmisti. Çok kisa bir zamanda hazirliklarini tamamlamislar ve sade bir dügünle evlenmislerdi. Evliliklerinde, kimsenin çözemedigi bir mutluluk sirri vardi. Onlar hiç tartismaz, kavga etmez ve daima . iyi geçinirlerdi. Herkes bunu kötüye yorsa bile, onlar böylesine mutlu ve huzurlu iki sene geçirmisler, ikibin sene daha geçirmeye yetecek kadar da yanlarinda sevgi biriktirmislerdi. Mutluluk sirlari esinin trafik kazasinda hayatini kaybetmesiyle son buldu. Gülay, adeta yikilmis ve erimisti. Kazadan aylar sonra bile halen esinin eve dönecegini düsünür, her aksam . onu karsilamak için en güzel kiyafetlerini giyerdi. Gece oldugu halde halen esi eve gelmeyince, sinir krizleri geçirir, aglayarak sabahi bulurdu. Ailesi bir süre sonra Gülay i yanina almisti. Daha sonralari iyice içine kapanan genç kadin, zamanla insanlarla konusmayi bile birakmis ve sadece dalgin dalgin düsünür olmustu. Böyle zor geçen 1 senenin ardindan Gülay psikolojik tedavi görmeye baslamis ve ilaçlarla yasamaya alismisti. Ilaçlar onu bol bol uyutuyordu. Uyandigi zamanlarda karnini doyuruyor, esine mektuplar yaziyor ve aksamlari erken saatlerde tekrar uykuya daliyordu. Bir süre sonra uyku ilaçlarinin müptelasi olan genç kadin, doktor tavsiyesiyle, ailesi ile birlikte Çanakkale ye tasindi. Evleri Çanakkale yolu üzerinde bir köyün biraz uzagindaydi. Evlerinin hemen arkasinda yükselen yüksek daglar agaçlarla kapliydi. Evlerinin hemen önünde ufak bir bahçeleri ve deniz balkonlari vardi. Bahçenin önünde taslikla kapli bir sahil ve hemen ilerisinde deniz vardi. Gülay denize girmeyi çok sevmesine ragmen, buraya tasindiklarindan beri hiç denize girmemisti. Gündüzleri bahçedeki çiçekler ve agaçlar ile ugrasiyor, ailesinin sohbetlerini dinliyor ve aksamlari deniz balkonlarinda esine mektuplar yaziyordu.

Ayaklarina gelen suyun soguklugu ile irkildi. Hava iyice kararmaya yüz tutmus ve az önceki o güzel renk karisimi, yerini sise birakmisti. Deniz biraz daha durgunlasmis ve dalgalar yerini ufak çirpintilara birakmisti. Burada her insan mutlulugu tadabilirdi çünkü doganin güzelliklerini her saat görebilirdiniz. Sabahlari adeta bir havuz gibi sakin olan denizde yürüyerek bile baliklari seyredebilir, aksamlari çikan rüzgarlar ile ruhunuzun en derinliklerinde yolculuklara çikabilirdiniz. Fakat bunlar genç kadini mutlu etmeye yetmiyordu. O, esinin ölümüyle birlikte sanki bir yarisinida kaybetmisti. Gördügü her güzelligi ve tadina baktigi her mutlulugu onunla paylasmadigi sürece, ne anlami vardi bu güzelliklerin ? Içi her zamanki gibi, kara bulutlarla kaplanmisti. Ufukta görebildigi son noktayi seçmeye çalisiyor ve amansiz bir sekilde içinin yandigini hissediyordu. Bu acimasiz olay neden onun basina gelmisti ? Devamli mutlulugunun neden ve kimin tarafindan kiskanilip, yok edildigini düsünüyor fakat bir . türlü düsüncelerini bir yere baglayamiyordu. Esini her düsünüsünde, ona bir daha dokunamayacagini, bir daha öpemeyecegini ve bir daha asla onun kokusunu koklayamayacagini farkediyor ve bu düsünce yüregini sikiyordu. Kurtulmak için çirpinsa bile kurtulamiyor, çevresinde ki herseyin bir çaresizlik çemberiyle sarildigini hissediyordu. Her gece uyurken, rüyasinda esi ile bulusacagini düsünüyor ve bu düsünce onun karanliklarinda, sicak ve parlak bir isik olusturuyordu. Bu ümitle uykuya daliyor, fakat bir türlü esini rüyasinda göremiyordu.

Rüyasinda onu görebilmek için bir çok yol denemis fakat hiç birinde basarili olamamisti. Bu onu gitgide dahada ruhunun derinliklerine götürüyor, saatlerce bos bos düsünmekten baska birsey yapmiyordu. Ailesi bu duruma çok fazla üzülüyor, biricik kizlarinin tekrar eski haline gelmesi için ellerinden geleni yapiyorlardi. Lakin hiç biri genç kadinin yüzünü güldürmüyordu, o sanki intihar etmeyi gururuna yediremediginden dolayi sadece yasamini sürdüren biri haline gelmisti. Bu durumdan nasil ve ne zaman çikacagini hiç kimse bilmiyor fakat bunun böyle sürüp gidemeyecegini tahmin ediyorlardi. Buraya geldiklerinden beri ilaçlarini da kullanmiyordu. Ailesi, onu ilaç kullandigi zamanlardan daha iyi görüyordu. Çünkü kizlari ilaç kullanirken devamli uyuyor, söylenen hiç birseyi anlamiyor ve daima hasta gibi oluyordu. Oysa simdi, sabah erken kalkiyor, bahçeyle ugrasiyor, deniz kenarinda oturuyor ve alisagelmis mektuplarini yaziyordu. Onlar için bu bile, oldukça . iyi bir gelismeydi.

Gülay iskeleden kalkti ve eve dogru yürümeye basladi. Sahilde ki taslardan dolayi düzgün yürüyemiyor ve yalpaliyordu. Çocuklugundan beri buraya gelip gittiklerinden, denize dair olan tüm hikayeleri bilirdi. Yarin ay hilal seklini alacakti ve genç kadin bir dilek dileyecekti. Eve ulastiginda aksam yemegi hazirlanmisti. Sessiz bir sekilde yemegini yedi ve odasina çekildi. Yarin için içi umutla dolmustu. Kimbilir belki gerçekten deniz ona geri döner ve istegini yerine getirirdi. Bu düsüncelerin verdigi garip bir huzurla uykuya daldi.

Sabah uyandiginda henüz günes yeni doguyordu. Uzun zamandir yaptigi gevsek hareketlerin tersine, büyük bir çeviklikle yatagindan siçradi. Üzerini degistirip yatagini ve odasini topladi. Kahvaltisini yaptiktan sonra her zamanki gibi bahçedeki çiçeklerle ilgilenmeye basladi. Çiçeklerin hepsi bugün daha bir canliydilar. Gülümsemeyi unutan yüzü ile onlara gülümsedi ve her biriyle tek tek ilgilenmeye basladi. Diplerini temizliyor, sularini veriyor ve hepsine birer öpücük konduruyordu. Gülay i balkondan izleyen annesi ve babasi birbirlerine sarildilar. Onu böyle görmek onlari çok mutlu etmisti. Aksama dogru genç kadin deniz balkonuna gitti ve büyük bir titizlikle kagidi önüne yerlestirip, kalemini çantasindan çikardi. Yazacagi her kelimeyi özenle seçmeliydi. Düsüncelerini netlestirdi ve yazisina basladi ;

” Sevgili Deniz,

Bilirsin, çocuklugumdan beri devamli seninleyim. . Tatil için geldigimiz zamanlarda saatlerce seninle dans eder, Istanbul a döndügümüzde devamli seni izlerdim. Sen kimi zaman durgun, kimi zaman neseli olurdun. Hep bunu çözmeye çalistim ve artik çözdügümü saniyorum. Sanirim sen aya asiksin deniz. Ne zaman ay çiksa, onun isiklarini alip, binlerce yakutmus gibi yansitiyorsun. Rüzgar ile konusuyor, kiyi ile oyunlar oynuyorsun. Aksamlari kimseye içini göstermiyor, adeta içine bakmaya çalisan olursa, sendeki aski göreceklermis gibi kendini sakliyorsun. Fakat sabahlari ayin yerini günese birakmasiyla birlikte durgunlasiyor, kendini unutuyorsun. Aksama kadar böyle zaman geçirip, aksam kendini aya hazirliyorsun. Kimi zamanlar rüzgar siddetleniyor ve bulutlar ayi kapatiyor. Böyle zamanlarda, sevdigini göremedigin için oldukça sinirleniyor ve içinde ne bulursan darmadagin ediyorsun. Ben senin öfkeni kiyilara vurdugun tekmelerden bile anliyorum denizim. Inan bana, belki de seni benden iyi anlayacak kimse yoktur…

Söyle bana denizim, bir gün ayin hiç bir zaman dogmayacagini anlasan ne yapardin ? Bir daha hiç yakamozlar olusturamayacagini, onunla olan . sevginizin içinde olmasina ragmen onu asla göremeyecegini bilsen ne düsünür, ne hissederdin ? Eminim ki öfkeyle buralari yikardin ve bir daha hiç yüzün gülmezdi. Iste sevdigini kaybetmek böyle birsey denizim. Sen ayini asla kaybetmeyeceksin ama ben günesimi kaybettim. Onu her düsündügümde içim agliyor, yasam duruyor. Hiç bir sey yapmak istemiyorum. Bedenimi yirtmak ve gökyüzüne yükselmek, her neredeyse onu bulmak istiyorum. Lakin hiç bir sekilde onu tekrar göremiyor ve ona tekrar sarilamiyorum. Anlattiklarimi her gün az çok gözlerimden anladigini farzediyorum. Bu yüzden sana yazmaya ve senden yardim istemeye karar verdim denizim. Hilal in göründügü ve senin en sevinçli oldugun bugün senden bir dilegim olacak. Beni sevdigime kavustur denizim. Bir defaligina bile olsa onu görmek istiyorum. Beni aydinlatan, nesemi yerine getiren ve zamanla hayatimin anlami olmus o gülümseyisini görmek istiyorum. Artik buralarda daha fazla onsuz kalmak istemiyorum. Ne olur denizim, beni onunla bulustur. Onu görmeme ve bir defacik dahi olsa sarilmama araci ol. Beni anlayacagini umud ediyor ve bana dilegim ile ilgili geri dönmeni bekliyorum.. ”

Gülay, mektubunu dikkatle katladi ve gögsüne yerlestirdi. Aksam yemegini yedikten sonra iskeleye çikarak bir süre karanlikta hiç bir isigin meydana getiremeyecegi o güzel yakamozu izledi. Ardindan yasli gözlerle dilegini denize birakti ve gözlerini kapatti. . Sanki deniz dilegini hemen yerine getirecek gibi hissediyordu. Sanki gözlerini açsa, sevdigini karsisinda görecek ve bu dogaüstü olaya deniz neden olacakti. Yavasça gözlerini açti ama sevdigini göremedi. Gözlerinden bir kaç damla yas, denize damladi. Genç kadin büyük bir hüzünle yürüyerek evine gitti ve kimsenin yüzüne dahi bakmadan odasina kapandi. Agladi, . agladi, agladi.. Hayat, yasanilabilecek bir olgu olmaktan çikmis ve adeta bir çileye dönüsmüstü. Buna daha fazla sabredemiyordu. Fakat aksi yöndede yapabilecek hiç birseyi yoktu. Kalbi daraliyor ve nefes almasi zorlasiyordu. Derin derin nefes alarak kendine gelmeye çalisti fakat her nefes alisinda gögsü sizliyor adeta nefes alirken bedeni yirtiniyordu. Hiriltilar çikarmaya . basladi. Hizli hizli öksürdü ve bir süre sonra kendine geldi. Oldukça halsiz kalmisti, yatagina uzandi gözlerini kapatti.

Gece uykusunda bir rüzgar hissetti. Galiba balkon kapisini açik unutmustu. Ama kalkip kapatabilecek hali de yoktu. Rüzgar ayaklarindan beline dogru ilerledi ve gögsünden basina kadar inanilmaz bir yumusaklikla esip gitti. Gülay, . rüzgar ile birlikte muhtesem bir huzur duygusuna sarinmisti. Gözlerini açti. Gördüklerine inanamayip, gözlerini tekrar kapatip açti. Denizin ortasindaydi. Sahilden bir hayli uzakta olmasina ragmen evlerini zar zor görebiliyordu. Denizde yürüyebiliyor ve kosabiliyordu. Büyük bir sevinçle ordan oraya kosup durdu, kendince rüyasinin tadini çikartiyordu. ” Gülay… ” Duydugu sesle irkildi. Ses tam arkasindan geliyordu ve yillardir hasret kaldigi bir sesti. Hizla arkasini döndü. Kocasi yüzünde o bilindik gülümsemesiyle kendisine bakiyordu. Hiç birsey diyemeden, hasretle kocasina sarildi. Iste dilegi gerçek olmustu, onca zamandir basaramadigi seyi deniz basarmisti. Kocasinin kollarindan ayrilmadan tüm gücüyle onu sikti. Kokusunu öylesine özlemisti ki, yillarca böyle durabilirdi. ” Ah seni öyle özledim, öyle bekledim ki.. ” Esi yanit vermeden onun yüzüne bakti. Gözlerinde hafif bir keder vardi. Genç kadin, gayet iyi tanidigi kocasinin yüzündeki gülümsemesinin ardina saklanmis, gözlerindeki kederi hemen farketmis ve onunda yillardir kendisini özledigini düsünmüstü. Onu görmenin verdigi sevinçle hiç birsey düsünemiyordu. Kocasina tekrar sarildi, onu tekrar kokladi. Hiç uyanmak istemiyor, kalan tüm yasami boyunca bu rüyanin devam etmesini istiyordu. Yillarin verdigi özlem ve hasretle saatlerce konustular. Birbirlerini ne kadar özlediklerini, birisinin olmadigi yasamda digerinin eksikliginin nasil hissedildigini anlatip durdular. Her ikiside heyecanli ve sevinçliydi. Bir o kadarda hüzünlüydüler. Genç kadin günes ufuktan yavas yavas dogarken, . gözlerini bakmaya doyamadigi kocasindan alarak denize çevirdi ve aglamaya basladi. Kocasi ” Aglama.. ” dedi. Aglamamasi imkansizdi, birazdan uyanacak ve bu güzel gece sona erecekti. Bir ay boyunca yine kocasina hasret kalacakti. Ona hizli hizli yine mektup yazacagini, hiç durmayacagini, her ay hilali sabirsizlikla bekleyecegini söyledi. Kocasi elleriyle karisinin agzini . kapatti. Gözlerinde garip bir bakis vardi. Gülay i öptü. ” Gitme desem de, gideceksin, fakat döneceginde unutma, burada seni bekliyor olacagim.. ” dedi. Günes dogmustu, gülay artik uyanmasi gerektigini ve uyanmazsa ailesinin endiseleneceginden, onu zorla uyandiracaklarindan, bu güzel rüyanin sarsintilarla bitmesini istemediginden bahsetti. Ona son defa sarilarak, denizin üzerinden yürümeye basladi. Evine dogru yaklastikça yüregi sizliyordu. Ara ara arkasina bakiyor ve kocasinin orada bekledigini görmek içine tarifi imkansiz bir huzur veriyordu. Gözyaslari içerisinde sahile çikti ve evlerinin önündeki kalabaligi farketti. Biraz daha yaklasinca, kulaklari annesinin feryatlariyla çinladi..

” Gülay, Gülaaay, Gülaaaay…. “

Birakipta Gidene

Burnu bir karis havada, gözü yükseklerdeydi ben onu sevdigimde.
Hele hele benim askimi yerden yere vurup, nasil kirmisti kalbimi zalim.
Dudaklarindan dökülen aci sözleri; öyle ki, bugün bile unutamadim.
Ne tebessümdü o, zehirden beter.
Her olayda içim paramparça, gözlerim aglamaktan kipkirmizi olurdu.
Yorgun düserdim . onsuz geçen, onunla dolu, koyu siyah gecelerden.
Pismanliktan kendime lanetler eder,
Sevgimi söyledigim günü düsündükçe,
Kaleme sarilip yazardim ona nefretin askla kucaklastigi o uzun misralarimi.
Derdim ki; alin yazimdi, onbesimin çocuksu askiydi.
Nasil da gülerdi cani istedi mi…
En anlamli bakislariyla önce ümitlendirir,
Ardindan bir uçurumun kenarina yapayalniz birakir giderdi.
Ben çaresiz, ben yorgun, ben bikkin bu sevdadan.
Ah bilirdi o insafsiz, diri diri yanardim o böyle yaptikça…
Subatin buz gibi kasvetli sogugunda; onda ne buldugumu bugün bile bilemem.
Ama o günlerde hayatimin amaci, varolma gibi gelirdi bana.
Çocukluk mu, yoksa gençligimin safça tutkusu muydu bu kölesiye baglanis,
Içten içe kopan firtinalar, bu delice yakaris?
Kimbilir, belki de sevilmeye muhtaç bir kalbin bitmek bilmeyen kaprisi…
Ondan hiçbir sey istememistim.
Sadece sevgi…
Evet, simdi yillar sonra ben, onu düsünüyorum ilk defa kucagimda resimler, hatiralarla.
Hava yine soguk, yine kasvetli gözleri gözlerimde yine sevgi, derin yüregimde.
Unuttum sanirdim, meger aldanmisim, agladim saatlerce.
Bu onun “ölüm yildönümü”dür.
17sinde toprakla kucaklasan, o zalimin hikayesidir anlatilan.
Bir melodidir kirik, umutsuz…
Doldururken sensizlik o an odayi gönlüm hala bos, kafam yine dumanli.
Bir feryat yankilanmisti aci . dolu tam 15 yil önce bugün bombos kirlarda.
Deli gibi kostum sinifa, sirasi bostu.
Benim kadar çaresizdi her köse.
Kendi kendime konusarak yaklastim sirasina;
“Sen ölemezsin; canimsin, sevgimsin, emelimsin…
Dilegince nefret et, alay et duygularimla ..
Kizmam sana …
Ama ne olur bir yalan olsun, aci bir saka.
Evet, evet beni üzmek için yapiyorsun.
Herseyini özledim…
Allahim son defa göreyim yeter bana”
Bu sensiz yakaris defalarca sürmüstü…
ta ki, ölümün o sinsi kokusunu içimde duyana kadar.
Hiçkira hiçkira agladim, siraya kazidigin ismini öptüm.
Sonra, ona ait birseyler bulmak için aradim her köseyi…
Yalnizca burusturulmus bir sayfa, rengi solmus.
Yazi, onun yazisi.
Bir mektuptu, özenilerek yazilmis, belki de çok emek verilmis her satirina…
Çok sasirdim, mektup bana hitabendi.
Korkakça, kaybolmasindan korkarak,
Aciyla okudum her cümleyi kalbimde büyüyen bir özlemle…
Hele hele o ilk satiri…
Öyle ki, bugün bile unutamam, okudukça aglarim.
“Insan sevdigini yerden yere vururmus bir tanem, AFFET BENI !!!…”

Onulmaz Aci

Erkekler aglamaz lafi bana göre degil. Aglamaktan hiç utanmadim,duygularim,acilarim beni bogdugu zaman hep agladim.Yine agliyorum… Sizleri tanimiyorum ama sizlerle paylasmak istiyorum.Lütfen; bu satirlara bir seven olarak sahip çikin ve lütfen yazili satirlar olarak geçmeyin. Okudukça yeryüzünde insanlar neleri yasarmis diyeceksiniz buna eminim.

Bir memur ailenin en küçük çocugu . olarak babamin tayininin çiktigi bir köye tasindik. Huzursuzdum, okulumu bir köy okulunda okumaktansa ,sehirde medenice okumak istiyordum. Kaydimi yaptirdi babam okula.

Ilkokul 4. siniftan basladim köy okuluna. Beni bir sinifa verdiler. Ögretmen köyde yabanci oldugumu biliyordu ve hangi siraya oturmak istiyorsan otur dedi bana.

Bir kizin yani bostu sadece oraya oturdum. Hayatimi adadigim, gidisiyle beni bitiren insanla ilk o zaman tanistim. Ismi Altinay idi.

Çocuk yasimda bile onun güzelligi beni çok etkilemisti. Masmavi gözleri, gamze yanaklari ile arada bir bana dönüp gülüsü, yanlis yazdigim notlarimda kendi silgisiyle defterimdeki hatayi silmesi beni o minik yasimda ona bagladi.

O dönemlerde çocukça bir arkadaslikti. Zaman ilerledikçe onsuz tek saniye geçiremiyordum. Ya ben onlara gidip ders çalisiyor, yada o bize geliyordu. Mükemmel bir paylasimciydi. Yüregini, sevgisini, dostlugunu daha o yasta vermisti bana. Ilkokulu birlikte okuduk ve ayni sirada bitirdik. Hep onunla hep ona biraz daha alisarak.

Ortaokula geçtigimizde ailelerimize rica ettik ve bizi ayni okula yazdirdilar, hatta ayni sinifa, hatta ayni siraya oturmamiz için babalarimiz ögretmenlere adeta yalvardilar.

Basarmistik. Yine ayni siradaydik. Geride kalan ilkokul dönemindeki iki yilda anladim ki onsuz hayat bana huzur vermiyordu.

Yasimiz olgunlastikça o beni, ben onu daha çok seviyordum. Çocukça baslayan arkadasligimiz sevgiye aska dönüsmüstü ortaokul yillarimiz bitmek üzereyken.

Ailelerimiz liseye geçtigimiz sirada ortak bir karar aldilar. Buna göre tek ev kiralayacak ikimiz ayni evde kalacaktik. Annemde bizimle kalacakti. Allahim o karar bize iletildiginde dakikalarca sarmas dolas kutlamistik bunu. Ona asik olmustum. Ayni duygulari o da paylasiyordu ve bunu farkeden ailelerimiz okul bittiginde evlendirelim diye karar almislardi bile.

Ona tapiyordum artik. - Hasa ALLAHa sirk kosar gibi,günah islercesine degil -

Ilk elini tuttugumda sakin bir daha birakma demistim. Yanaklari kizarmisti, utanmis ve basini önüne!.. egmis, gülümsemis ve elimi siki siki kavramisti. Artik hergün elele tutusup okula gidiyor okuldan çikarken elele dolasiyor geziyor öyle gidiyorduk evimize. Arada bir elleri terler ve her terleyiste elini elimden kurulamak için çekerdi. Bunu her yaptiginda kizar elimi birakma diye azarlardim, hep tamam tamam diyerek gülümser ve hizla elini avucuma sokustururdu.

Hersey harikaydi,dünya cennet gibiydi gözümüzde. Yillar akip . gidiyordu mutluluk içinde. Nihayet liseyi de bitirmek üzereydik. Karne dönemi gelmisti. Karnelerimizi aldik hiç kirigimiz yoktu. Sevinçle sarildik birbirimize elimi tuttu. Bunu kutlamak için bir cafeye gidip cola içerek kutlayacaktik. Okulun az ilerisinden geçen bir çakil yol vardi. Her zaman toz duman içinde olurdu. Çakillarla kapliydi. O yolun benim ve ölürcesine sevdigim insanin ayrilmasinda bu kadar rol oynayacagini bilsem hiç girermiydik o yola.

Neler vermezdim o yolu yürümemek için. Eli yine elimdeydi, ansizin elini çekti, terlemisti yine eli. Sanirim dört adim atmistim. Dönüp yine azarlayacaktim. Çünkü hem elimi birakmis, hemde geride kalmisti. Dönüp baktigimda dünya basima yikildi. Sanki gökkubbenin altinda kaldim. Yerdeydi ve yüzünden kan fiskiriyordu. Ne yapacagimi bilemedim üzerine kapandim yüzüne yapismis saçlarini kaldirdigimda hayatimi bitiren o görüntüyle karsilastim. Suratina bir tas parçasi biçak gibi saplanmisti ve bakmaya doyamadigim mavi gözlerinden biri akmisti. Suratinin yarisi yoktu. Bana bir seyler demek istiyor kanla kapli diger gözünü temizleyerek bana birseyler demeye çalisiyordu. Yoldan geçen bir kamyonun tekerinin altindan firlayan bir tas suratina saplanmisti. Ölürcesine bir aski, gelecegimizi kibrit büyüklügünde bir tas parçasinin bitirecegini bilemezdim. Donuk donuk hiç konusamadan yüzüne bakmaktan baska birsey yapamiyordum.

Ellerini tuttum kaldirdim basini gögsüme dayadi ve elimi siki siki tuttu. Akan kan ellerimize damliyordu. Yoldan geçen bir araba durmus bizi seyrediyordu, hastaneye yetistirelim dedigimde kanli oldugu için almadi ve kaçti gitti. Kimse arabaya almiyordu. Çevreme bakip yardim edin demekten, ona dönüp SENI SEVIYORUM , beni birakma, dayan demekten baska birsey yapamiyordum. Iki dakikalik bir çirpinistan sonra kucagimda öldü. Cennet olan dünya 5 dakikada cehenneme döndü. Tam dokuz yil oldu onu yitireli. Kendime olan güvenimi yitirdim. Artik kimseyi sevemem, kimse de beni sevemez korkusundan kurtaramiyorum kendimi. Bitkisel hayatta gibiyim. Tek elimde kalan bu net. Bu net araciligiyla sizinle paylasmak istedim.

Yitiren, yada ben yitirenle paylasmak isteyen herkese elleri terlese bile ellerimi birakmamalari sartiyla elimi uzattim. Dost, kardes, arkadas ne olursaniz olun ama elimi birakmayin. Size sesleniyorum, elimi birakmayin lütfen…

Etiketler:

sohbet ircde turkchat fikralar saglik hikayeler hatay msn oyun game chat chat35 indir mirc sevgiden odev mirc sevdadan sevda hikayeler oyunlar Turk Chat Spor
Sevgi Ak www.lumiere-photo.com - Pagerank Anzeige ohne Toolbar Name - Pagerank Anzeige ohne Toolbar