Asikmi Oldunuz

Yazar admin tarih Haz 28th, 2008

Çiftlerin çoğu partnerlerine aşık olmamalarından şikayet ederler.
Kendilerine nasıl aşık olabilecekleri sorulduğunda ise çoğunlukla cevaplarından emin değillerdir.
Bazen insana aşkı gösteren yol, partnerini aşık eden şey değildir. Örneğin, bir insan partnerinin sıradan ihtiyaçlarını gidererek aşkını gösterebilir.
Bu egzersiz size yardımcı olabilir ve partneriniz aşık olmanız için gereken şeyleri düşünebilir.

Şimdi Duygularınızı Anlayabilmeniz için Minik Bir Test

İki sayfa kağıda, bir kaleme ve rahatsız edilmeyeceğiniz yaklaşık 30 dakikaya ihtiyacınız olacak.
Eğer siz ve partneriniz bu egzersizi ayrı ayrı yaparsanız daha sonra da öğrendiklerinizi paylaşırsanız umduğunuzdan daha da fazlasını kazanacaksınız.
Eğer partneriniz güçlü değilse, her şey daha da kötüleşiyorsa, ihtiyacınız olanı öğrenmeniz konusunda daha da sabırlı olmayı öğreneceksiniz.
Yapmanız gereken İlk olarak bir sayfa kağıt alın ve yazın:

“Bir çocuk gibi, aşık oldum..” Daha sonra, aÅŸağıya düşündüğünüz birkaç ÅŸey yazın. Listenizde bir büyüğünüzün yada bir sevdiÄŸinizin sözleri de yer alabilir.
Fiziksel etkileri, sizinle geçirilen zamanları, alınan hediyeleri hatırlamanız gerekir.
Belki de sizin en sevdiğiniz yemeği yapan yada sizin için yakınınızdaki kağıdı dolduran biridir. İkinci sayfaya yazın:

“Aşık oldum…” ve altına ÅŸu anki yada önceki partner(ler)inize aşık olduÄŸunuzu düşündürebilecek her ÅŸeyi yazın.
Listeyi gözden geçirin ve hangilerini tercih ettiğinizi düşünün. Daha sonra aşık olmadığınızı göreceksiniz, ne yazdığınızı hatırlayın ve partnerinize,
sizin için çok şey ifade eden bir yolla aşklarını göstermelerini isteyin.

Eğer listelerinizde yer alan şeylerle mücadele ediyorsanız, birkaç eski fotoğrafla hatırlamayı deneyin yada kendinizi iyi hissetmediğinizde sizinle nasıl ilgilendiğini hatırlayın.

Bu egzersizi tamamlamak sizi rahatsız edebilir yada ilişkiniz hakkında endişelenmenize neden olabilir,
bunu partnerinizle yada güvenilir bir arkadaşınızla konuşmayı deneyin. Diğer bir tercih olarak bir ilişki danışmanına görünmeyi dikkate alabilirsiniz

iliski cesitleri

Yazar admin tarih Haz 28th, 2008

Her birey birbirinden apayrı özellikler sergilemesine rağmen, psikologlar aslında ikili ilişki yaşayanların bilinçaltlarında çoğu zaman ortak türlere rastlandığına dikkat çekmektedirler Peki, siz bunlardan herhangi birini tanıyor musun?

Yetişkin ve Çocuk

Bu türdeki bir çift önemli noktaları güven ve doğrulukla paylaşır. Bir taraf bu önemli noktaların üstesinden çocuksu bir davranışla gelir. Bunların partneri yetişkin rolünü üstlenir ve bunu yerine getirirken üstlendikleri rol gereği güven vermek adına kendi kişisel ihtiyaçlarını reddederler.

Efendi ve Köle

Bu türdeki bir çift otorite ve kontrol ile ilgili bir problem yaşar. Eğer bir partner kendini ikinci plana atılmış hissederse, kendine olan güvenini yitirir bu nedenle buyurgan olurlar ve ev halkının her birine emir verirler.

Kaçan ve Kovalayan

Her iki partner de yakın olmaktan korkarlar fakat birbirlerini mükemmel olarak görürler. Bir taraf diğerini kovalayıp rahat bırakmazken diğeri daha fazla ilgi görmek adına kaçar. Aslında kovalama sürekli yön değiştirir.

İdol ve Hayran

Bir partner diğerini heykel olarak görmekte ısrar ederken bu çoğunlukla bir yarışmanın önemli bir noktasını işaret eder. Herhangi bir mukayeseden kaçınmak adına, her iki partner de bilinçaltında bu oyunu oynamak konusunda hemfikirdir.

Tahta Bebekler

Bu tür bir çifti etrafınızda görebilirsiniz. Benzer gibi görünürler ve çoğunlukla uyumlu kazaklar giyerler. İlgi alanları aynıdır, bir diğer önemli nokta da aynı şeylerden hoşlanmamalarıdır.

Kedi ve Köpek

Görünüşte bu partnerlerin tanışmamalarının daha iyi olacağı düşünülür. Herhangi bir şey yüzünden gereksiz yere tartışırlar. Her ikisi de bir savaş bölgesinde birbirlerine yakın şekilde yaşamaktan kaçınırlar. Bu türlerin tümünde ilişkinize ait parçalara rastlarsınız. İlişkilerimiz ilerledikçe bir türde davranış göstermemiz mümkün değildir. Örneğin, bir hastalık ve hassaslık anında bir yetişkin ve bir çocuk rolünü üstlenirsiniz

Karsiliksiz Ask

Yazar admin tarih Haz 28th, 2008

Bu yazıda, Hegelci felsefenin insan arzusu anlayışından ve iliÅŸki merkezli psikodinamik yaklaşımlardan yararlanarak, betimleyici psikiyatri içinde yeterince ele alınamayan, baÅŸkasına yönelik arzunun karşılıksız kalması halinde ortaya çıkan durumları, normalden en patolojik olana doÄŸru bir spektrum içinde ele alma fırsatı veren “karşılıksız aÅŸk sendromu” kavramını ileri süreceÄŸiz.

“Karşılıksız aÅŸk sendromu” bir spektrum bozukluÄŸudur. Arzusu umduÄŸu düzeyde karşılık bulmayan, reddedilen ya da reddedildiÄŸini düşünen kiÅŸinin spektrumun neresinde yer alacağı, saÄŸlıklı bir kendilik organizasyonu gösterip göstermemesine, nesne iliÅŸkileri bakımından sergilediÄŸi performansa ve kullandığı savunma düzeneklerine baÄŸlıdır.

Bu makale, yazarın konuyla ilgili literatürü araştırması ve kendi klinik deneyiminin sonucunda ortaya çıkmıştır.

Anahtar kavramlar: Aşk patolojileri, erotomani, karşılıksız aşk

Bugün betimleyici psikiyatride, insanların birbirleriyle duygusal iliÅŸkilerinde ortaya çıkan birincil psikopatolojik görünümlere yalnızca “iliÅŸki bozukluÄŸu” ve “sanrısal bozuklukların erotomanik tipi” içerisinde yer verilmektedir. “İliÅŸki bozukluÄŸu” baÅŸlığı altında romantik iliÅŸkilerin ne zaman klinik ilgi odağı haline geleceÄŸiyle ilgili hiçbir ölçüt belirlenmezken, “erotomanik tip sanrısal bozukluk” ise yalnızca “genellikle daha yüksek bir konumu olan baÅŸka bir kiÅŸinin kendine aşık olduÄŸuna iliÅŸkin sanrıları” kapsamaktadır. Tek başına bir fenomen olarak ele alındığında bile oldukça tartışmalı olan, etiyolojisinden (Raskin ve Sullivan 1974; Hallender ve Callahan 1975; Seeman 1978) klinik görünümüne (Pearl 1972; Rudden ve ark 1980; Taylor ve ark 1983; Ellis ve Mellshop 1985) tanı ölçütlerinden ve seyrinden (Raskin ve Sullivan 1974; Hallender ve Callahan 1975; Seeman 1978; Ellis ve Mellshop 1985; Evans ve ark 1982; Jordan ve Howe 1980) tedavisine (Hallender ve Callahan 1975; Jordan ve Howe 1980; Rudden ve ark 1980; Taylor ve ark 1983; Ellis ve Mellshop 1985; Stien 1986) birçok farklı görüş ileri sürülen “birincil erotomani” konusunda son zamanlarda birçok yeni toparlayıcı projeler ileri sürülmektedir (Meloy 1989; Rudden ve ark 1990; Segal 1993; Mullen ve Pathe 1994). YaÅŸanan olayların da zorlamasıyla konuya adli psikiyatri açısından hukuksal çözümler bulmaya çalışılmaktadır (Perez 1993; Meloy ve Gothard 1995). Ama “birincil erotomani” konusunda henüz yeterli bir çerçeveye bile sahip olmadığımız kabul edilmektedir. “İliÅŸki bozukluÄŸu”nun romantik biçimlerinin neler oldukları konusunda ise, genellikle psikodinamik yaklaşımla yapılan uygulamalardan edinilen gözlemler ve kavramlaÅŸtırma giriÅŸimleri (Kernberg 1995) dışında, yeterince fikir sahibi deÄŸiliz. Oysa “aÅŸk” diye anlatılan yaÅŸantının böylesine kolayca ele alınamayacağını, onun en olaÄŸan seyrinde bile kimi zaman psikolojik destek ve yardım olmaksızın sürdürülemeyecek kadar zorluklarla dolu olduÄŸunu tüm klinisyenler bilmektedir. Kaldı ki aÅŸk patolojileri, böyle birincil görünümlerinin yanısıra, ruhsal rahatsızlıkların seyri sırasında ikincil olarak da sıkça ortaya çıkabilirler.

Aşk yaşantılarının ve kimi zaman psikiyatrik desteği zorunlu kılan psikopatolojik görünümlerin, uygulamada karşılaşılma sıklıkları gözönünde bulundurulduğunda, ayrıntılı bir şekilde tanımlanmalarına, aşk yaşantılarının patolojik görünümlerinin nasıl ayırdedileceklerinin ve hangi durumda ne tür bir yardım (tedavi) yaklaşımının gerekli olduğunun belirlenmesine gereksinim vardır.

Bu nedenle biz, aÅŸkın “normal” ve patolojik görünümlerini geniÅŸ bir spektrum içinde kavramanın olanaklı olduÄŸu düşüncesiyle, baÅŸka birçok klinisyenin de çaba gösterdiÄŸi bu konularda bir ilk adım olarak, yeni bir modelin ilk taslağını sunmak istiyoruz.

Modelimiz, birincil (primer) aşk patolojileri için, psikodinamik yaklaşım içinde geliştirilmiş ama ampirik gereksinimleri karşılayabilecek şekilde genişletilme olanakları bulunan, savunma düzeneklerinin matürden immatüre doğru kullanımlarını esas alarak şekillendirilmiş bir spektrum bakışına dayanmaktadır.

AÅŸk patolojilerinin yer aldığı bu spektrum bozukluklarının tamamına ise, “karşılıksız aÅŸk sendromu” adını vereceÄŸiz. Çünkü “karşılıksız” nitelemesi, birincil aÅŸk patolojilerinin tümünde ortak olarak bulunmakta, gerçek bir iliÅŸki olsun ya da olmasın, aÅŸk patolojisi yaÅŸayan kiÅŸinin bu yaÅŸantıyı “yeterli” bulmayarak patolojik savunmalara yöneldiÄŸine iÅŸaret etmektedir. Bu yolla birincil aÅŸk patolojilerini ve son dönemde yoÄŸun tartışmalara konu olan homoseksüel erotomaniyi ve diÄŸer homoseksüel aÅŸk patolojilerini de (Dunlop 1988; Boast 1994) “karşılıksız aÅŸk sendromu spektrumu” içinde kavrama olanağı ortaya çıkmaktadır.

Ama önce insanın duygusal yaşantısının bir biçimi olarak aşka bakışımızı anahatlarıyla ortaya koymalıyız.

İnsan arzusunun ayırt edici niteliği ve sağlıklı aşk yaşantısı

AÅŸkı ve aÅŸk patolojilerini inceleyebilmek için ilk yapılması gereken, “insan arzusunun niteliÄŸi”ni nasıl kavradığımızı ortaya koyabilmektir. ÖrneÄŸin bugün çoÄŸumuzun bakışına göre, insan arzusunun, diÄŸer canlıların arzulamalarından hiç de belirgin bir farkı bulunmamaktadır; “gereksinim”, “istek” ve “arzu” kavramlarının hepsi, hemen hemen aynı anlama sahiptir ve insan bedenindeki organik bir iÅŸlevin zorlamasıyla ilgilidirler. Biz ise, insan arzusunun niteliÄŸi sorununun çözümünde Hegel in “efendi-köle diyalektiÄŸi”ndeki bakışının oldukça yarayışlı olduÄŸunu düşünüyoruz. Hegel e göre, “İnsan isteÄŸi ya da daha iyi bir deyiÅŸle, bir bireyi özgür ve bireyselliÄŸinin, özgürlüğünün, tarihinin ve sonuç olarak da tarihselliÄŸinin bilincinde kılan anthropogene (insan kılan) istek, hayvanın duyduÄŸu istekten (doÄŸal, yalnızca yaÅŸayan ve hayatı hakkında yalnızca bir duyguya sahip olan varlığın isteÄŸinden) gerçek pozitif , veri olan bir nesneye deÄŸil de, baÅŸka bir isteÄŸe yönelmesiyle ayrılır. Böylece örneÄŸin erkek ve kadın iliÅŸkisinde istek, eÄŸer biri diÄŸerinin bedenini deÄŸil de, isteÄŸini isterse; eÄŸer o istek olarak isteÄŸi elde etmek , kendinin kılmak isterse, yani istenmek ya da sevilmek yahut insan olması bakımından deÄŸerli olarak, insan bireyi gerçekliÄŸinde kabul edilmek isterse, bu insani bir istektir.”

…”BaÅŸka bir deyiÅŸle, insani, antropogene (insan kılan) özbilinci ve insani gerçekliÄŸi doÄŸuran isteklerin tümü, sonuç olarak kabul edilme isteÄŸinin bir sonucudur… İnsan bir baÅŸka insana kendini empoze etmeyi, ona kendini kabul ettirmeyi istediÄŸi ölçüde insandır… BaÅŸlangıçta, henüz diÄŸeri tarafından kabul edilmediÄŸi sürece, onun eyleminin hedefi bu diÄŸeridir ve onun insan olarak deÄŸeri ve gerçekliÄŸi bu diÄŸeri tarafından kabul edilmesine baÄŸlıdır; hayatın anlamı bu diÄŸerinde yoÄŸunlaşır.” (Kojeve 1988)

Hegel in köle-efendi diyalektiÄŸindeki bu bakışı, psikiyatri dünyasında ilk yankısını, Fransız psikanalist Lacan ın çalışmasında bulmaktadır. Lacan, Hegel in tezinden insan isteÄŸinin diÄŸer canlıların isteklerinden farklı olarak, fiziksel gereksinimlerin karşılanmasının yanısıra, bir de sevgi ve tanınma isteÄŸini de kapsadığı ve sorunun ancak öznelerarası (intersubjective) bir baÄŸlamda ele alınabileceÄŸi sonucunu çıkartır. Lacan, bu nedenle istek (demand) ile arzu (desire) arasında bir ayrım yapar: İstek, bedenin gereksimlerinden kaynaklanır ve daima kendine özgü bir biyolojik öge taşır ama arzu asla istek ile aynı ÅŸey deÄŸildir; arzu, her zaman isteÄŸin hem ötesindedir hem de ondan önce vardır. Arzu, isteÄŸin ötesinde varolur demek, arzunun isteÄŸi aÅŸtığı yani sonsuz olduÄŸu anlamına gelir; çünkü arzuyu doyurmak olanaksızdır. Arzu, her zaman söylenemez olanı imlediÄŸinden hiçbir zaman doyurulamaz. En özgeci olanları da dahil olmak üzere bütün insan eylemleri, “baÅŸkası”nı tanımak yoluyla ortaya çıkar. Bu nedenle her kendini tanıma arzusu, aslında, bir biçimde “baÅŸkası”nı tanıma arzusudur. Arzu, arzu için arzulamak, yani “baÅŸkası”nın arzusunu arzulamaktır. Lacan için insan, gereksinim, istek ve arzu arasındadır; bunların nerde baÅŸlayıp nerde bittikleri bir türlü bilinemez. ÖrneÄŸin aÄŸlayan çocuÄŸa, annesi bir parça çukulata verdiÄŸinde, çocuk, hiçbir zaman annenin bu eyleminin kendi gereksinimlerinin giderilmesi için mi yoksa bir sevgi gösterisi olarak mı gerçekleÅŸtirildiÄŸini bilemeyecektir. Zaten bir bakıma arzunun geliÅŸmesinin temeli de isteÄŸin yarattığı bu düş kırıklığıdır (Lacan, 1981; Madun 1995).

Arzuya Hegelci bakış, daha sonra nesne ilişkileri ve kendilik psikolojisi kuramlarında, belirgin biçimde ortaya çıkmıştır. İnsan ilişkisine, insan varoluşuna yapılan basit eklemeler değil, bizzat varoluşun kendisi olarak bakan bu kuramlar sayesinde, insan psikiyatrideki bilimsel yalnızlığından kurtulma şansına kavuşmuştur (Cashdan 1988). Yine bu kuramlar sayesinde, aşk gibi arzulamanın katışıksız biçimde kendini gösterdiği insan ilişkisi formlarını ayrıntılarıyla ele alıp inceleme fırsatı doğmuş oldu.

Bu kuramlara göre baktığımızda, en özet ÅŸekliyle, aÅŸkın insanın iliÅŸki içindeki varoluÅŸunun yüksek bir olasılığı olduÄŸunu görebilir; “saÄŸlıklı aÅŸk yaÅŸantısı”nı ise, aÅŸkın evrensel fenomenolojisinin olgun bir kendilik (self) teki icrası olarak tanımlayabiliriz. Olgun kendilik, aÅŸk yaÅŸantısını olgun savunma düzenekleri içinde yaÅŸar; aÅŸkı ve sevgiliyi kendisine sunulan varolma fırsatından dolayı yüceltmeyi (sublimation); kendisini yeterince onlara adamayı (alturism) bilir. AÅŸkı ve sevgiliyi üstün tutar ama mutlaklaÅŸtırmaz; iyilik vaadine uygun biçimde eÄŸlenmeye, kendisini ve sevgilisini eylemeye (humor) çalışır. YaÅŸamın gerçeklerine gözlerini kapamaz; kendi sınırlarının farkındadır; isteklerinin radikal bir savunucusudur ama durulması gereken yerde durur, diretmez (supression). İliÅŸkinin gerçekliÄŸi içinde saÄŸlıklı iletiÅŸimin yollarını arar; “öteki”nin haklarını ihlal etmemek için gerekli özeni gösterir. CinselliÄŸi dışlamaz, eros ve agape yi birbirinin karşısına dikmez. AÅŸkına bir karşılığı talep eder ama zorlamaz, sevileni özgür bırakır, manüpülasyondan medet ummaz. Bunlar dışında kalan aÅŸk yaÅŸantıları ise, bizim “karşılıksız aÅŸk sendromu” adını vereceÄŸimiz spektrumun içine düşer.

Karşılıksız aşk sendromu spektrumu

Karşılıksız aÅŸk sendromu spektrumu için önerdiÄŸimiz yeni modelin üzerine inÅŸaa olduÄŸu temel özellikler, iki karakteristiÄŸe dayanmaktadır. Birincisi, yeni model, insanı tek başına, kapalı Newtoniyen bir sistem olarak algılamaz; diÄŸer insanlarla “iliÅŸki”leri ve “diyalog” içinde kavramaya çalışır; bu yüzden niceliksel ve betimsel farklılıkların yanısıra, niteliksel ve dinamik farklılıkları öne çıkarır; yalnızca aÅŸk patolojisi yaÅŸayan kiÅŸinin deÄŸil, iliÅŸkinin karşı-kiÅŸisinin tutum ve davranışlarını da gözönünde bulundurmayı önerir. “Karşılıksız aÅŸk sendromu spektrumu”nun anlaşılabilmesi için, özellikle savunma düzeneÄŸi olarak yansıtmalı özdeÅŸimin (projective identification) kullanıldığı durumlarda, arzunun yöneldiÄŸi gerçek ya da imgesel aÅŸk nesnesinin özelliklerinin de ayrıca incelenmesi gerekmektedir.

Modelin ikinci karakteristiÄŸi ise, insan arzusunun ayırt edici niteliÄŸinin “baÅŸkasının arzusunu arzulamak” olduÄŸu noktasından hareket edilmesidir. Tanımladığımız spektrumun “karşılıksız aÅŸk sendromu” adıyla anılmasının nedeni de budur. Arzusu aÅŸk iliÅŸkilerinde (gerçek ya da imgesel) karşılığını bulamadığında kiÅŸi, eÄŸer “saÄŸlıklı aÅŸk yaÅŸantısı” için uygun bir kendilik geliÅŸimine sahip deÄŸilse, bu sendrom spektrumu içerisinde yer alan davranışlar sergilenmektedir. Sergilenen davranışlardaki psikopatolojinin ÅŸiddeti ise, kullanılan savunma düzeneklerine göre deÄŸiÅŸmektedir.

Buna göre, “karşılıksız aÅŸk sendromu spektrumu”nun bir ucunda gerçek ya da imgesel düzeyde sevdiÄŸini düşündüğü kimsenin arzusunu istediÄŸi düzeyde elde edemeyenlerin gösterdiÄŸi, çoÄŸunlukla mazokistik nitelikte olan ve normal sınırlar içinde deÄŸerlendirebilecek tepkiler, diÄŸer ucunda ise, günümüz psikiyatrisinde “Erotomani”, “De Clerambault Sendromu” gibi adlar alan tekli-sanrısal (monodelusional) bozukluk yer almaktadır. Sendromun ortasında, normale yakın olan kısmında, son zamanlarda, üzerinde bir anlaÅŸmaya varılamamasına raÄŸmen “karasevda” (infatuation) (12), “obsesif aÅŸk”, “fanatik aÅŸk” (Zona ve ark 1993; Meloy ve Gothard 1995) baÅŸlığı altında sınıflandırılmaya çalışılan bozukluk ile “De Clerambault Sendromu”na yakın olan kısmında “borderline erotomani” adıyla anılan, “sanrısal olmayan (nondelusional) erotomani” veya “çılgınca baÄŸlanma bozukluÄŸu” (violent attachment bozukluÄŸu) gibi adlar da alan (Meloy 1989) sanrının olmaması ve ÅŸiddet gösterileriyle karakterize bozukluk bulunmaktadır.

Şimdi bunları birer örnekle göstermeye çalışalım:

VAKA I: (Mazokistik, normal sınırlara yakın aşk patolojisi)

Muayenehanenin telefon numarasını günlerce düşündükten, birçok tereddüt yaÅŸadıktan sonra rehberden bulmuÅŸ, utanarak ve sesinin bile tanınabileceÄŸinden korkarak temkinli bir ÅŸekilde almıştı. Hala şüphe ve utanç içerisindeydi. Hiçbir not tutmamamı, kimliÄŸiyle ilgili isminden baÅŸka bir ÅŸey bilmemi istedi. Onun gibi elli yaşında, önemli bir iÅŸ kadınının, ancak kızının yaÅŸayabileceÄŸi böyle bir duruma nasıl oldu da düştüğünü anlayamıyordu. Evet onun da kafası karışıktı ama buraya aslında kendisi için gelmemiÅŸti.Üç ay önce kocası kalp krizi geçirmiÅŸti; çok şükür önemli bir ÅŸey olmadan atlatmışlardı bu sorunu. Fakat birlikte yürüttükleri iÅŸ yerinde, tüm sorumluluklar kendi üzerine kalmıştı. Kolay iÅŸ deÄŸildi; milyarlarca liralık iÅŸlere imza atmak durumundaydı. Neyse ki, eÅŸinin üst düzey bürokrat bir arkadaşı imdadına yetiÅŸmiÅŸti; iÅŸlerin çekip çevrilmesinde ona yardımcı oluyordu. Çok zeki bir adamdı; dünyayı da çok önemsemiyordu; yıllar önce karısından boÅŸanmıştı; tek başına ve kendince yaşıyor, çevresinde çapkınlığıyla tanınıyordu. Büroda iÅŸlere ara verdikleri bir sırada birgün “kazanova”, eÅŸinden baÅŸka hayatta hiçbir erkek tanımamış olan arkadaşının karısına da kancayı takmak da gecikmemiÅŸti. Yok kancayı takmadığını, kancanın kendi kalbine saplandığını söylüyordu. Hayatın o güne kadar anlamsız olduÄŸunu anlamış, tüm enerjisini ne pahasına olursa olsun arkadaşının karısının kalbini kazanmaya adamıştı. Hiç uyuyamadığını, yemek yemediÄŸini, kendisini içkiye verdiÄŸini söylüyordu. Kötü durumu her halinden belli oluyordu. Kocasından sonra bir de bu dostlarının saÄŸlığına bir ÅŸey olmasından endiÅŸeliydi; onun için bir ÅŸey yapmak istiyor ama ne yapacağını bir türlü kestiremiyordu. DoÄŸrusu başından atmaya da pek niyeti yoktu; tüm bu olup bitenden içten içe zevk almadığını söyleyemezdi; zaten her ÅŸeyi allak bullak eden de yaÅŸadığı bu karışık duygulardı. Henüz onun elini bile tutmadığı, tek kelime olumlu bir söz söylemediÄŸi halde kendisini kocasına ihanet etmiÅŸ sayıyordu. O tanınmış bir kadındı, ne ihaneti ne karışık duygular yaÅŸadığı bu adama bir ÅŸey olmasını içine sindirebiliyordu.

Bir süre sonra orta yaşın sonlarında, “görmüş geçirmiÅŸ” olduÄŸu izlenimi her halinden belli olan, kibar, etkileyici bir bey randevusuna geldi. Önceki kadının öyküsünden hiç söz etmedi, açıkça bu yaÅŸtan sonra yaÅŸamında ilk kez “aÅŸk hastalığı”na yakalandığını söyleyerek söze baÅŸladı. Kendisine ne olduÄŸunu anlayamıyordu, eÄŸer aÅŸktan söz etmese hiç tartışmasız “depresyon” tanısı alırdı. Ona depresyon denilmesini engeleyen tek durum, “o beni kabul eder, aÅŸkıma karşılık verirse tüm bu halim gider, dünyanın en mutlu insanı ben olurum” sözleriydi. Bunca yılın kazanovası, her türlü gönül iÅŸinde usta olmasına raÄŸmen kadın-erkek iliÅŸkilerinde bir genç kızdan bile daha acemi olan bir kadının kalbini nasıl kazanamazdı? Bu kadının arkadaşının eÅŸi olmasının yarattığı suçluluk da her ÅŸeye tuz biber ekiyordu. Bu adam, “o” adamdı ama böyle bir yüzleÅŸtirmeye giriÅŸ(e)medim zaten böyle bir giriÅŸimin nasıl bir fayda saÄŸlayacağını da çözemedim. Birkaç oturum, “aÅŸk yaÅŸantısı”nda neler olduÄŸunu konuÅŸmadan dinledim; sonra birgün kazanova, telefonla kendisini iyi hissettiÄŸini, olumsuz bir geliÅŸme olursa yeniden baÅŸvuracağını kibar bir dille anlatarak görüşmeyi iptal etti.

Ve ardından nedense beklediÄŸim bir geliÅŸme oldu. Neredeyse kazanovanın “aÅŸk hastalığı” belirtilerinin tıpatıp aynısı ve hatta biraz da disosiyatif görünümlerle zenginleÅŸmiÅŸ bir halde bu kez onuruna fazlasıyla düşkün hanımda baÅŸgöstermiÅŸti. Israrlı çabalara dayanamamış, nihayet sonunda o da aÅŸka karşılık vermiÅŸ ama birkaç gün süren duygusal yakınlaÅŸma ve sonra ilk bedensel yakınlık, her ÅŸeyin bitmesi için yetip de artmıştı. Sanki kazanovanın bunca ısrarı ve yaÅŸadığı duygusal altüst oluÅŸ, yalnızca bu birkaç gün içindi. Kadın, henüz hayatında ilk kez aÅŸkın coÅŸkusunu yaÅŸarken ve daha ne olduÄŸunu anlayamadan adam, tam bir geri çekilme yaÅŸamaya baÅŸlamıştı; düne kadar kadını kazanmaya yönelik ısrarı, ÅŸimdi tersine dönmüş, bir yolunu bulup onunla görüşmemeyi baÅŸarabilmek tek amacı haline gelmiÅŸti. Kadınsa çaresizdi, onurunu ayaklar altına alarak ve hatta yakalanma riskini göze alarak adamla görüşebilmek için inanılmaz yollar deniyordu. Bütün bunları kendisine yakıştıramıyordu; yirmili yaÅŸlarındaki üniversite öğrencisi kızı yaÅŸasa bile kaldıramayacağı olaylar, ÅŸimdi onun başına geliyordu; her ÅŸeyi, bu kabusu unutmak istiyordu. Bu isteÄŸinden ve hayattaki her ÅŸeyden bir tek koÅŸulda vazgeçerdi: “O” geri dönse ve sevdiÄŸini söylese…

VAKA II: (Fanatik aÅŸk; karasevda; obsesif aÅŸk)

Yaşadığı acıdan ve utançtan kurtulmak için yalvaran gözlerle bakıyordu; nasıl dayanılmaz bir durumda olduğu her halinden belliydi. Ankara ya göç edeli beş yıl kadar olmuştu. Geldikleri İç Anadolu köyünde yaşarken belli belirsiz olan kocasının işe yaramazlığı, sümsüklük düzeyindeki sıkılganlığı, Ankara ya geldiklerinde iyicene gün ışığına çıkmış, kocasına iş bulmak da dahil olmak üzere tüm görevler onun sırtına yüklenmişti. Bir süre iki küçük çocuklarıyla birlikte akrabalarının yanında idare etmişler ama sonra kadının girişkenliği, sorup soruşturmaları ve dişleri tırnaklarıyla çabalamalarıyla bir gecekondu inşa etmeyi başarmışlardı.

Ne olduysa o musibet gün oldu. Belediye zabıtası yanlarına güvenlik güçlerini de alarak yuvalarını yerle bir etmeye gelmişti. Gururluydu, içi yanıyordu ama gerekirse evlerini yeniden yapacak kadar kendisini güçlü hissediyor, diğerleri gibi ortalığı velveleye vermiyordu. Kocası işteydi; iki çocuğunu yanına almış, bir köşecikte yıkımı izliyordu. Hallerine acıyan bir polis memuru yanlarına gelmiş, nereli olduklarını, ne yapacaklarını sorarak acılarını biraz olsun hafifletmeye çalışıyordu. O gün onların evlerine sıra gelmedi; mahallenin direnci işe yaramış, yıkım yarım kalmıştı. Derdini paylaşan polis memuru oradan ayrılırken bir sıkıntısı olduğunda karakoldan kendisini arayabileceklerini söylemişti.

Ertesi gün, belki yıkıma engel olunabileceği gerekçesiyle memuru karakolda ziyarete gitti. Tekrar konuştular; konuşmakla kalmayıp bakıştılar, anlaştılar. Memurun da iki çocuğu vardı. İlk zamanlar gözleri aşklarından başka bir şeyi görmezken, bir süre sonra buluşmalar konusunda, ailesinin durumunu gerekçe gösterip polis memuru ayak diremeye başladı. Memur giderek isteksizleşti, aralarındaki ilişkinin geçici bir heves olduğunu, ikisinin de aile sorumluluklarına dönmeleri gerektiğini söyleyerek kendi kabuğuna çekildi.

da böyle yapmaları gerektiğini biliyordu ama yine de her gün karakolun önüne gitmekten, yemek ve iş çıkışlarında memurla bir kez olsun konuşmaya çalışmaktan kendisini alıkoyamıyordu. Çabasında hep başarısız oluyor ama adeta battıkça aşkına daha çok saplanıyordu. Gözü ne kocasını, ne çocuklarını ne de ayaklar altına aldığı gururunu görüyordu; yaşamak anlamını yitirmiş, eza cefa halini almaya başlamıştı. Artık dayanacak hali kalmamıştı

VAKA III: (Borderline erotomani; sanrısal olmayan erotomani; çılgınca bağlanma bozukluğu)

27 yaşında, bekar, bayan, din dersi öğretmeni, kendi isteğinin dışında, sevgilisi olduğunu ileri sürdüğü bir gencin önerisi üstüne onunla ilişkisini düzeltebilmek amacıyla kliniğe başvurdu.

Bir yıl önce bir konferansta, İslami kesimde gençler arasında oldukça sevilen bir genç aydını görmüş ve aşık olmuş. Birgün tezini bahane ederek onunla tanışma fırsatı bulmuş, tezini bastırmak istediğini, aslında tezin bahane olduğunu, kendisiyle tanışmanın peşinde olduğunu söylemiş. Bugünden sonra günde kimi zaman 40-50 ye varacak şekilde, bazen cinsel içerikte olmak üzere gencin çağrı cihazına aşk mesajları geçmeye başlamış. Ona göre, ilk gördüğü anda genç aydın da ondan çok etkilenmiş ama İslami çevrenin baskısıyla sevgisini ifade edemiyor, çekingen davranıyormuş.

Son iki aydan beri çağrı cihazına mesaj bırakmakla yetinmiyormuş; bu gencin evini bulmuş, birçok gece belki eve alır diye evin önünde beklemeye; gittiği yerlere gitmeye, arkadaşlarının önünde onun kendisiyle konuşmak için zorlamaya başlamış. Bir keresinde bu gencin arkadaşları hastayı başlarından atabilmek için onu şehrin meydanında dövmüşler. Bu olayın ardından aralarındaki gerilim ve genci takip ve ikna çabaları daha da yoğunlaşmış. Genci ölümle tehdit etmeye, hiç değilse öbür dünyada birbirlerine kavuşacaklarını söylemeye başlamış. Hatta bir siyasi partiyle bağlantısı olan karate okulunun yöneticilerini kendi namusunu kirlettiği gerekçesiyle bu genci tehditte kullanmış. Sonunda genç, bir avukat tutmak ve gerekirse durumu mahkemeye intikal ettirmek için harekete geçmiş. Bu arada eğer bir doktora giderse, kendisiyle konuşabileceğini söyleyerek hastayı kliniğe göndermeyi başarmış.

Kliniğe başvurduğunda yalnızca bu gençle kendisini bir kere konuşturmayı sağlamamız için geldiğini, bu tek konuşmanın kendisine yeteceğini, bu gence onun kendisini ne kadar sevdiğini kanıtlayacağını söyleyen hasta, siyasi partideki yakınlarına baskı yaptırarak bu gençle tanıkların yanında görüşmeyi sağladı. Genç, tanıkların yanında hastayla ilgili hiçbir duygusal bağlantısı olmadığını açıkladı. Bunun üzerine hastanın ajitasyonu daha da arttı; gencin kendi duygularını açıklamaktan korktuğunu, çünkü İlahiyat Fakültesi hocalarının kendisiyle ilgili çıkarttığı dedikodulardan etkilendiğini söyledi. İlahiyat hocalarını, hatta eşlerini tehdit etmeye başladı.

Bu arada görüşmelere gelmeyi de aksatmadan sürdüren hastaya bu tutumlarının devam etmesi halinde konunun adli psikiyatriye havalesinin önüne geçemeyeceğimizin bildirilmesi üzerine, davranışlarını kontrol etmeye çalışacağına ve 4 mg/gün pimozid almaya söz verdi ve bir hanım terapistin gözlemciliği altında bireysel psikoterapisi sürdürülmeye çalışıldı ancak başarı sağlanamadı.

VAKA IV: (Primer erotomani; De Clerambault sendromu)

28 yaşında, bekar, ilkokul mezunu, tarım işçisi bayan hasta. Kafasında zonklama, kol ve bacaklarında uyuşma ve gerilme hissi yakınmalarıyla acil servis başvurusu üzerine yatırıldı.

Yakınlarından kendisinden 15 yaş büyük, evli ve iki çocuk sahibi üst düzey bir bürokratın kendisine aşık olduğunu ve önemli kişilerle bağlantısı bulunduğunu iddia ettiği, son zamanlarda ise bedensel yakınmalarının ortaya çıktığı öğrenildi.

Üç yıl önce ölen babasının rahatsızlığı döneminde kendilerine çok yardımcı olmuÅŸ bir kasaba doktorunun baÅŸka yere tayinini engellemek amacıyla gitmiÅŸ olduÄŸu bakanlıkta sözkonusu üst düzey bürokratla tanışmış. Ona göre bu bürokrat kendisini görür görmez aşık olmuÅŸ ve evlenme teklif etmiÅŸ. Hasta ilkönce bu teklifi reddetmiÅŸ, ardından kabul edip niÅŸan hazırlıklarına baÅŸlandığı sırada bürokratın evli ve iki çocuklu olduÄŸu ortaya çıkmış. Ancak hasta buna raÄŸmen müsteÅŸar beyin kendisini çok sevdiÄŸini bildiÄŸini çünkü ilçelerindeki kaymakamı ve sevmediÄŸi devlet görevlilerini tayin etmesinden bunu anladığını, günde 8-10 kere bakanlığı aradığını, hemen telefon kapansa bile onun “Alo!” demesinden ne kadar sevgi dolu olduÄŸunun belli olduÄŸunu söylüyordu.

Bu tarzda “iliÅŸkileri” sürerken iki yıl önce müsteÅŸarın kendisiyle tartışması ve onu makamından kovması üzerine uykusuzluk, iÅŸtahsızlık, sıkıntı, çok sigara içme, üzüntü ÅŸeklinde yakınmaları olmuÅŸ; üç ay süren bu yakınma döneminde onbeÅŸ kilo kaybetmiÅŸ, ancak daha sonra müsteÅŸar bey için hırka örmüş, bu hırkayı bir kravat ve gömlekle birlikte adresine göndermiÅŸ. Bu hediyelerden sonra müsteÅŸarın onunla konuÅŸmaya baÅŸladığını, barıştıklarını düşünen hasta, hastaneye yatmadan önce iliÅŸkilerinin bozulduÄŸunu, müsteÅŸarın telefonlara çıkmadığını, bu nedenle sıkıntıdan hastalandığını söylüyor. MüsteÅŸarın bu tarzda davranmasını boÅŸanamadığı için duyduÄŸu mahçubiyete baÄŸlıyor; yoksa aslında kendisini çok sevdiÄŸini belirtiyordu.

Hastaneye yatışından bir süre sonra oldukça öforik ve canlı olan, devletin çeşitli kademelerinde birçok tanıdığının bulunduğunu, hükümetin onlara sunduğu projelerle icraat yaptığını söyleyen hasta, bütün bunları Allah vergisi yeteneğine, babasının çok geniş bir çevresi olmasına bağlıyordu.

Hasta yakınları, o güne kadar belirgin bir davranış bozukluğu gözlemedikleri hastanın babasının ölümünün ardından yaşadığı iki aylık ağır bir matemden sonra bu aşk hikayesini uydurduğunu ve bu senoryaya göre davranmaya başladığını bildiriyorlar.

Psikiyatrik değerlendirilmesi sonucunda bipolar mizaç bozukluğu (manik atak) + primer erotomani tanısı alan hastaya 15 mg/gün trifluoperazin verilmesi ve haftada üç gün bireysel psikoterapi yapılması planlandı. İki ay sonra mizacında yatışma, sanrısal sisteminde yumuşama başladı. Tedaviye lityum eklenerek bir yıldan beri ayaktan izlenen hastanın duygularında hafif dalgalanmalar olmakla birlikte erotomanik sanrısı değişmeden sürmektedir.

VAKA V:

35 yaşında, bekar ilkokul mezunu bayan hasta. Ellerinde titreme, çarpıntı, sinirlilik, ağlama, bağırma, kırıp dökme yakınmalarıyla başvurdu. Ailenin beş kız çocuğundan en küçüğü. Okul başarısızlığı nedeniyle ilkokulu 7 yılda bitirdikten sonra ortaöğrenimine devam etmemiş. Gençlik yıllarından beri kavgacılık, huzursuzluk, sürekli bedensel yakınma getirmesi nedeniyle çeşitli antidepresanları düzensiz olarak kullanıyormuş.

Bir yıl önce evde illerinde yayın yapan bir radyoyu dinlerken, şiir okuyan spiker dikkatini çekmiş, onunla tanışmak için yoğun bir istek duymaya başlamış. Çok çeşitli yolları deneyerek sonunda bunu başarmış. Tanıştıktan sonra ilgisi daha da yoğunlaşmış; onsuz olamayacağını düşünmeye, her zaman her yerde onun sesini duymayı, yanında olmayı istemeye başlamış. Günde 15-20 kez telefonla arar, reddedildiği halde konuşmak için günde birkaç kere radyoya gidermiş. Spikerin onu sevdiğiyle ilgili belirgin bir tutum örneği veremezken, daha çok spikerin reddinin şiddetli olmamasını sevildiğine yorumlayan hasta, bir keresinde spikerden dayak yediği halde bu düşüncelerinden ve arzusundan vazgeçmemiş. İlaç parasından bile keserek ona hediyeler almayı sürdürmüş. Spiker birçok kere hastaya hakaret etmiş, çeşitli biçimlerde reddini ifade etmeye çalışmış ancak hasta spikerin gerçekte kendisini sevdiğini, çevresindekilerin onu engellediğini düşünüyormuş. Hastaneye başvurmadam üç ay önce spiker bu kez bir başkasıyla nişanlandığını söyleyince, yukarıdaki yakınmaları ortaya çıkmış; daha önceki depresif belirtiler artmış.

Distimi + erotomani tanısıyla ve 6 mg/gün pimozid verilerek bir ay klinikte izlenen hasta, taburculuğu sırasında spikeri artık hoş bir anı olarak kalbine gömdüğünü, kendine yeni bir yol çizmek istediğini bildiriyordu.

Sonuç

Bu yazıda, betimleyici psikiyatrinin sınırlayıcı bakışıyla yeterince kavranamayan aÅŸk patolojilerini, insan arzusuna getirilen Hegelci tanım uyarınca, geniÅŸ bir spektrum içinde ele alan yeni bir modelin taslağını sunduk. Bu modelde aÅŸk patolojileri “karşılıksız aÅŸk sendromu spektrumu” adı altında ele alınmaktadır. “Karşılıksız aÅŸk sendromu spektrumu”nun bir ucunda gerçek ya da imgesel düzeyde sevdiÄŸini düşündüğü kimsenin arzusunu istediÄŸi düzeyde elde edemeyenlerin gösterdiÄŸi, çoÄŸunlukla mazokistik nitelikte olan ve normal sınırlar içinde deÄŸerlendirebilecek tepkiler, diÄŸer ucunda ise, günümüz psikiyatrisinde “erotomani”, “De Clerambault Sendromu” gibi adlar alan tekli-sanrısal bozukluk yer almaktadır. Sendromun ortasında, normale yakın olan kısmında, “karasevda” (infatuation), “obsesif aÅŸk”, “fanatik aÅŸk” gibi adlar verilen bozukluk ile “De Clerambault sendromu”na yakın olan kısmında “borderline erotomani” adıyla anılan, “sanrısal olmayan erotomani” veya “çılgınca baÄŸlanma bozukluÄŸu” (violent attachment bozukluÄŸu) gibi adlar da alan sanrının olmaması ve ÅŸiddet gösterileriyle karakterize bozukluk bulunmaktadır.

Arzusu kendisinin istediÄŸi düzeyde karşılanmayan, geri çevrilen ya da geri çevrildiÄŸini düşünen kiÅŸinin tepkilerinin spektrumun neresinde yer alacağı, kiÅŸinin saÄŸlıklı bir kendilik organizasyonu gösterip göstermemesine, nesne iliÅŸkileri açısından sergilediÄŸi geliÅŸimsel performansa ve baÅŸvurduÄŸu savunma mekanizmalarına baÄŸlıdır. Kendilik organizasyonu veya nesne iliÅŸkileri açısından hangi noktaya gelindiÄŸi, hangi savunma mekanizmaları ve hangi eÅŸ (partner) özelliklerinin “karşılıksız aÅŸk sendromu spektrumu”nu nasıl belirleyip etkilediÄŸi bir baÅŸka yazının konusudur. Bir baÅŸka yazıda mutlaka ele alınması gereken diÄŸer noktalar da, bu modelin kapsamı içinde ya da buna benzer bir baÅŸka modelde, aÅŸk patolojileriyle çok yakından baÄŸlantılı olan kıskançlık patolojileri (Mullen ve Pathe 1994) ve aÅŸk ve kıskançlık patolojilerine karşı tedavi yaklaşımlarıdır.

Askta bilinmiyenler

Yazar admin tarih Haz 28th, 2008

Harris Aksiyonu: Bütün iyiler kapılmıştır.

- Paralel Teori: Harika yaratık eğer kapılmamışsa, mutlaka bir nedeni vardır.

- Evrensel Gerçek: Aşkın gözü kördür.

- Diğer Evrensel Gerçek: Evlilik insanın gözünü açar.

- Conways Kanunu: Yanınıza yaklaşan genç ve güzel kız, sizinle ilgilendiğinden değil, birini kıskandırmak için etrafınızda dönüyordur.

- Beyaz Atlı Prens Kanunu: Prensi bulacağım diye çok kurbağa öpülür.

- Donckels Perşembe Gecesi Kanunu: Gece saat üçte sadece şişkolar kalır.

- Donckels Cuma Sabahı Kanunu: Pencere benim pencerem değil, oda benim odam değil, yanımdaki kim?

- Kazablanka Kanunu: Sizinle beraber olsun diye sürekli para harcadığınız top model, gecenin sonunda resminizi çeken paparazzi ile buluşacaktır.

- Onasis Kanunu: Para aşkı satın alamaz, ama çok şey halleder.

- Gold Card Kanunu: Siz onun saçının rengine vurulduysanız, o da sizin kredi kartınızın rengiyle ilgileniyor olabilir.

- Meyer Kanunu: Kuru fasulye yedikten sonra arabaya otostopçu kız alınmaz.

- Olasılık Kanunu: Çok güzel, kibar, akıllı, hoş, zeki, cici bir kızla karşılaşma şansınızın arttığı yer, sizden daha yakışıklı, akıllı, zengin bir arkadaşınızın yanıdır.

- Evrensel Kanun: Kadın erkeği anladığı anda, onun ne söylediğini dinlemekten vazgeçer.

- Markus Kanunu: Her zaman daha iyisi vardır.

- İkinci Markus Kanunu: Kaçmanız gerektiği anda göreceğiniz kabus, bacaklarınızın tutmadığıdır.

- Rudner Kanunu: Beraber olduğunuz erkek; olgunlaştığında, yeni bir iş bulduğunda, tedavi gördüğünde düzelecek zannediyorsanız, bugün terk edin.

- Temel Kanun: Aşk hayal gücünün aklı yenmesidir.

- İstisna Kanunu: Kadınlar ya her şeyi unutur, ya her şeyi hatırlar.

- Groening Kanunu: Evlilik deyince kadınlar merasimi anlatır, erkekler delikanlılık yıllarını.

- Evlilik Kanunu: Tek başınayken, asla yaşamadığın sorunlara iki kişinin beraberce çözüm bulması sanatı.

- Thom Kanunu: Evliliğin süresi, evlilik törenine harcanan parayla ters orantılıdır.

- Grant Kanunu: “Tam evlenilecek kadın” dediÄŸiniz kadın, sizi nikahına davet edecektir.

- Murphy Kanunu: Çöpü kim indirecek kavgası, her seferinde çöp kamyonu sokaktan geçtikten sonra biter.

- Hartley Kanunu: Kendinizden daha çılgın biriyle asla beraber olmayın

Asikmi

Yazar admin tarih Haz 28th, 2008

Aşık olan ve bir ilişki yaşayan birçok kişi bir süre sonra aynı soruyla karşı karşıya kalır: �Acaba beni hala beni seviyor mu? � Eğer siz de bu sorunun cevabını merak ediyorsanız aşağıdakileri dikkatlice okuyun ve kararınızı verin.

Seviyorsa�

İşinizin nasıl gittiğini merak eder, onunla daha az zaman geçireceğinizi bildiği halde terfiyi kabul etmenizi ister, köpeğinizin nasıl olduğunu sorar, ders programınızı ezberler.
Çok ilgi duymasa da, sadece sizi mutlu etmek için üç saat süren bir operaya gelir, sizinle beraber olabilmek için yaptığınız aktivitelere katılır.
Bazen sadece ne yaptığınızı merak ettiği için, bazen işiniz, arkadaşlarınız, yaşamlarınız ya da dünyada olan bitenlerden konuşmak için, bazense sadece sizi özlediğini söylemek için arar.
Ailesine ve arkadaşlarına sizi, okulunuzu, işinizi, başarılarınızı, yeteneklerinizi ve arkadaşlığınızı anlatır.
Onlardan hoşlansa da hoşlanmasa da ailenize ve arkadaşlarınızla, sizi mutlu edebilmek iyi geçinir.
Planları çok yoğun olmasına rağmen, ilişkiniz için her zaman zaman yaratır, moraliniz bozuksa kendi planlarını iptal eder, özel bir gün olmasa da size hediyeler ve kartlar verir.
Her yaptığı hareketle bunu göstermesine rağmen, sık sık �Seni seviyorum� sözünü de söyler.

Sevmiyorsa�

Arkadaşlarıyla beraber olmak için sizinle yaptığı planları değiştirir ya da iptal eder.
Onda beğenmediğiniz özellikleri söylemenize rağmen bunları hiç dikkate almaz, sizin nefret ettiğiniz ancak arkadaşlarının çok beğendiği sakalını kesmez mesela.
Morali bozuk olduğu için Cumartesi öğleden sonra onun köpeği veterinere siz götürürsünüz ve saatler harcarsınız ama o sizin için aynı şeyi yapmaz.
Bir sonraki buluşmanızdan sonrası hakkında hiç konuşmaz, beraber bir gelecekten bahsettiğinizde konuyu değiştirir.
Sizi iş arkadaşlarıyla gittiği toplantılara çağırmaz, arkadaşlarını sizinle tanıştırmaz.
Elinde kırmızı güllerle birden kapınızı mı çalacağını, yoksa son anda buluşmanızı iptal mi edeceğini tahmin edemez.

« Önceki - Sonraki »

Sevdadan SOhbet Sesli

Sesli Chat Sohbet Muhabbet Seslisohbet seslichat

Yazili Chat Sohbet Mirc


MircYukle Mircindir Mirc mRc

Sponsor Baglantilar

Sitemizde Kimler Online

  • 0 Uye.
  • 20 Misafir.

Nicknizi Yazip:

sohbet fikralar saglik hikayeler antakya msn oyun game chat sevgiden odev mirc sevdadan sevda hikayeler oyunlar Turk Chat Spor oyun SOHBET